Engin DİNÇ 7 Takipçi | 5 Takip

İçimizi Boşaltıyorlar

2016-06-24 20:05:00
İçimizi Boşaltıyorlar |  görsel 1

Sevgili kalpdaşlarım, sosyal medyayı sürekli takip eden birisiyim. Son günlerde sosyal medyada bazı sayfa ve gruplar kurarak örgütlenen ya da örgütlenmiş gibi görünen kimi kişiler, sadeleştirilmiş din adı altında mukaddes dinimizin içini boşaltma, insanların akıllarını bulandırma çabaları içine düştüğünü görüyorum. Bu kişiler kurdukları sayfalar ile Peygamberi yok, hadisleri yalan, ilmi, fıkhı gereksiz sayarak sadece Kur’an-ı Kerim ile her şeyin tamam olduğundan bahsederek akılları bulandırıyorlar. Evet, Kur’an-ı Kerim eksiksiz, her şeyi içinde bulabileceğimiz derecede tamamlanmış ve Yüce Yaratıcımız Allah-u Teâlâ’nın indirmiş ve iman etmemizi emretmiş olduğu son mukaddes kitabımızdır. Bundan şüphe duymak bizi din çerçevesi dışına iter. Yalnız bir ayrıma da ihtiyacımız var ki Kur’an-ı Kerim’e ne kadar bağlı isek, O mukaddes kitabı bize öğreten Hazreti Muhammed Sallallahû Aleyhi ve Sellem’e de o kadar bağlı olmalıyız. İlmi yok sayan bu kişiler; bilmiyorlar ki Kur’an-ı Kerim tek başına bir ilim kitabıdır. Tüm pozitif bilimleri bünyesinde barındırır… Resulullah Efendimiz Sallallahû Aleyhi ve Sellem’i sevenleri O’na tapınıyor diyerek dinsizlikle suçlayan bu kişilere güzel bir cevap vermenin vacip olduğunu düşünüyorum. Resulullah Efendimiz Sallallahû Aleyhi ve Sellem bize öğretici, öğretmen ve örnektir. Biz Müslümanlar İslamiyetin tam olarak nasıl yaşanılması gerektiğini Hazreti Muhammed Sallallahû Aleyhi ve Sellem’den öğrendik ve O’ndan öğrendiklerimizi tatbik ederek Mukaddes dinimiz İslam’ı bir buçuk asırdır hayatta tutuyoruz ve Yüce Allah Celle Celaluhû da izin verdikçe ayakta tutacağız. Peygamber Efendimiz Sallallahû ... Devamı

Zabıt katibinden tasavvufi kişisel gelişim kitabı

2015-10-28 17:21:00

Zabıt Kâtibi Engin DİNÇ, yıllarca kendi bloğunda yazdığı makalelerini bir araya getirerek ortaya bir tasavvufi kişisel gelişim kitabı çıkardı. İstanbul da Zabıt Kâtibi olarak görev yapan Engin Dinç, mesai saatleri dışındaki zamanını büyük İslam âlimlerinin kitaplarını okumakla geçiriyordu. Okuduğu eserlerde gördü ki asırlar öncesinden kaleme alınmış olan tasavvuf kitaplarında aslında günümüzün sorunlarına değinilmiş. O da bundan hareketle yola çıkarak kişisel gelişim kitaplarına farklı bir bakış açısı getirerek dini ve tasavvufi yöntemlerle kişisel gelişimin sağlanmasını amaçlayan Hiç (AŞK’ın Tarifi) isimli kitabı kaleme aldı.   “Bu kitap ile aslında biz kim olduğumuzu yani HEP olan Allah (c.c.) karşısında bir HİÇ olduğumuzu anlıyoruz.” Diyen yazar kitabının devamını getirmekte kararlı. Sadece tasavvuf ile ilgilenmekle kalmayan yazan aynı zamanda bilişim teknolojileri ile yakında ilgili. Dijital Gelecek Hareketi Platformunun da İstanbul temsilcisi olan Engin Dinç tasavvuf hakkındaki sözlerine şöyle devam etti. “Tasavvuf denildiği zaman insanlar bilimden uzak kendini bir odaya kilitleyip hayattan soyutlayan, düşünmeyen, ilim ve irfanla uğraşmayan kişisel akla gelse de öyle değil. Büyük İslam âlimlerinin yazdıklarını okuduğunuz zaman aslında ne kadar köklü bir bilime de sahip olduğumuzu görüyoruz.” Dedi.   Engin Dinç, Yakın Plan Yayınları’ndan çıkan Hiç (AŞK’ın Tarifi) isimli kitabını 34. TÜYAP Uluslararası Kitap Fuarı’nda da okurları için imzalayacak.   Kitabın Tanıtım bülteni   Siz HİÇ âşık oldunuz mu? O’nun için ağlamak bile sevimlidir. Kalbiniz ağrır, nefesiniz kesilir, düşüp bayılı... Devamı

Hiç - AŞK'ın Tarifi Çıktı!

2015-05-19 13:54:00
Hiç - AŞK'ın Tarifi Çıktı! |  görsel 1

Siz HİÇ âşık oldunuz mu? O’nun için ağlamak bile sevimlidir. Kalbiniz ağrır, nefesiniz kesilir, düşüp bayılırsınız yine de sevimlidir. Herkes size böyle yapmamanız gerektiğini, abarttığınızı söyler siz ise; “Az bile!” dersiniz. Düşer yollara ararsınız, yürür dağlara çıkarsınız, çöllerde yanarsınız yine de sevimlidir. Size “Boş ver” derler, “Dünya dönüyor, hayat sürüyor” derler. Siz; “Hayy’dan geldim, Hû’ya gideyim” dersiniz. İşte böyle başlar AŞK… www.hickitap.com Devamı

Cezada caydırıcılık olmaz

2014-06-18 05:39:00
Cezada caydırıcılık olmaz |  görsel 1

Son zamanlarda çocuklara yapılan saldırılar idam cezasını gündeme getirmiştir. Gelin görün ki Avrupa Birliği ile yapılan Temel Haklar Sözleşmesi’nin 2. Maddesi’nde şu ifadelere yer verilir: A- Herkes yaşama hakkına sahiptir. B- AB genelinde kimse idama mahkûm edilemez. İşte bu sözleşme gereği kaldırılan idam cezasının ülkemizde geri gelmesi pek mümkün değildir. İdam cezasını ülkemizde hak eden suçluların olup olmadığı hususta elbet herkes kadar fikir sahibiyim fakat bu makalede bunu konu almıyorum. Dünyada idam cezasını en çok uygulayan ülkeden üçüncü dünya ülkeleri olarak anılan ülkeler ve Asya ülkeleridir. Bu ülkelerin çok büyük bir çoğunluğu da İslami yönetim biçimiyle yönetilen devletlerdir. İleri medeniyete sahip Avrupa (?) ise idam cezasını yasaklamıştır. Her ne kadar yasaklamış desek de uygulandığı haller vardır ki yine bu konumuz dâhilinde değildir. Herkesin dillerine pelesenk ettiği bir söz vardır: “Cezalar caydırıcı olmalıdır?” Bu söz benim detayını çok merak ettiğim bir sözdür. Hep kendime şöyle sorarım: “Hangi ceza nasıl caydırılabilir?” Trafik kurallarına uymayan bir şoföre verilecek para cezası, ehliyetine el konulması ya da trafikten men cezası, arabasını kullanamaması nedeniyle onu daha dikkatli olmaya yöneltebilir. Bu tür suçların çoğu kırmızı ışıktan geçme gibi dikkatsizlik ya da yakalanmam nasılsa gibi kasti ama küçük suçlardır. Pekâlâ ya büyük suçların caydırıcılığı nasıl olacaktır? İdam cezası bulunan bir ülkede; hırsızlık yapmış bir adamın eli şehrin en geniş meydanında halkın katılımıyla kesilerek cezası ifa edilir. Fakat o sırada başka bir yan kesici izleyicilerin arasına girmiş b... Devamı

Hazreti İdris (a.s.) ve Kavmi

2014-01-05 22:45:00

Hazreti İdris (a.s.) asıl adı Ahnuh (Hanuh)’tur. Babasının adı Yerd annesinin adı Berre veya Esvet’tir. Seceresi şöyledir: Hazreti İdris (a.s) - Yerd - Mehlail - Kinan - Enus – Hazreti Sit (a.s) – Hazreti Âdem (a.s). Irk arasında yaşamış olan Yerd, Mehlail, Kinan ve Enus’a peygamberlik verilmesi hakkında bir bilgi bulunmamaktadır. Hazreti Cebrail (a.s.) kendisine 4 defa vahiy getirmiş ve Allah’ın (c.c.) emir ve yasaklarını bildirmiştir. Kendisi de büyük dedesi olan Hazreti Âdem’in (a.s.) diğer oğlu Kabil’in soyundan gelen millet olan Kabiloğulları’na peygamber olarak gönderilmiş ve onları imana davet etmiştir. Bu davetin 105 ile 120 yıl sürdüğü rivayettir. Hazreti Âdem (a.s.) ve Hazreti Havva (a.s.) dünyaya geldikten sonra hayırlı bir evlat dilediler. Bunun üzerine Hazreti Havva (a.s.) Kabil’e (Kayin) hamile kaldı. Çocuk dünyaya geldikten sonra onun varlığını Allah’a (c.c.) ortak koştular. Fakat daha sonra tövbe ettiler ve ikinci çocukları Abil (Evel) dünyaya geldi. Bu durum Kelam-ı Kadim olan Kur’an-ı Kerim de ve Tevrat’da şöyle anlatılmaktadır. “O'dur ki sizi bir tek candan yarattı ve bundan da, gönlü kendisine ısınsın diye eşini inşa etti. Erkek eşini sarıp bürüdü, o da hafif bir yük yüklendi, hamile kaldı. Onu bir müddet taşıdı. Hamileliği ağırlaşınca her ikisi de Rab'leri olan Allah'a yönelip "Eğer bize sağlıklı, kusursuz bir evlat verirsen mutlaka Sana şükreden kullarından oluruz" diye yalvardılar. Fakat Allah kendilerine kusursuz bir çocuk verince, annesi de babası da ölçüyü kaçırıp verdiği çocuk sebebiyle şirke bulaştılar. Tuttular, Allah'a birtakım şerikler yakıştırdılar. Hâlbuki Allah onların yakıştırdıkları her türlü ortaktan mün... Devamı

Özümüz Doğuda, Yüzümüz Batıda

2014-01-05 19:46:00

Kocaman bir ah! Çekerek başlıyorum kelimeleri yazıya dökmeye… Dünyanın en eski ırkı, en büyük devletlerin kurucusu, çağları açıp kapatan bir millet, tüm dünyaya hoşgörüyü, doğruluğu ve adaleti aşılayan bir din sahibiyiz. Oysa buna sahip çıkmak yerine yüzümüzü ne kadar pislik, ne kadar yalan, ne kadar şeytana askerlik eden varsa onlara çeviriyoruz. Doğunun derin tarihi ve mücevherler değerinde ilmini bir kenara bırakarak, zamanında yağmalayarak, kan dökerek ele geçirdikleri eserlerimizi kendi dillerine çevirdikten sonra bizim ilmimizi bize satan batı devletlerine yüzümüzü çevirmiş; her şeyin üstünde onları görür bir haldeyiz! Şimdi biraz kendi tarihimizden biraz da onlardan haberdar olalım. Mesela Avrupa’nın hiç sahip olamadıkları ilim adamlarımızı anlatalım: Abbas Kasım İbn Firnas: 9. Yüzyılda yaşamıştır. Gökbilimci, şair, simyacı, İslam tarihi bilimcisidir. Güneş sistemini ve gezegenlerin hareketleri gösteren Plenatarium adı verilen bir cihaz geliştirmiştir. Cama açı vermeyi başararak gözlüğü icat etmiştir. Taşlardan cam üretmeyi başararak cama ateş ile şekil vermiş ve ilk cam sanayini kurmuştur. En önemli icatı ise Batı'da uçak yapıp uçmayı başaran Wright Kardeşler'den 1023 yıl öncesinde yapılan ilk uçaktır. Kendisi icat ettiği araçla uçmayı başarmıştır.[1] Ebu Musa Câbir bin Hayyan: 9. Yüzyılda yaşamıştır. Batıda “Geber" ya da "Geberus" olarak bilinmektedir. Fen bilimcisi, simyacı, kimyacı, matematikçi, eczacı, gökbilimci, mühendis, coğrafyacı, fizik tedavi uzmanı ve fizikçidir. Eczacılık, Metalürji, Astroloji, Felsefe, Fizik ve Müzik gibi geniş alanda 400 ü aşan eser bıraktığı sö... Devamı

Aldatma Psikolojisi Hipotezi

2013-12-02 20:48:00
Aldatma Psikolojisi Hipotezi |  görsel 1

“A ŞAHIS bir kadındır. B ŞAHIS bir erkektir. C ŞAHIS bir erkektir ve A ŞAHIS'ın eşidir. A ŞAHIS çalıştığı yerde iyi bir maaşa sahiptir ve hatta eşi C ŞAHIS'tan da fazla ücret almaktadır. A ŞAHIS çalıştığı iş yerinde sürekli çocuğundan bahseder, eşi sorulduğunda ise pek fazla bahsetmez, lafı değiştirmeye çalışır, çocuğunun fotoğrafını göstermekten çekinmezken eşi C ŞAHIS'ın fotoğrafını göstermekten çekinir. Arkadaşlarına, boş vakitlerinde C ŞAHIS ile güzel vakitler geçirdiğini, gezdiğini, mutlu olduğunu anlatır. Fakat yan yana hiç fotoğrafı yoktur varsa dahi iş arkadaşları görmemiştir. C ŞAHIS eşi A ŞAHIS’tan yaşça çokça büyüktür. Kendisi bir kadına nasıl davranılması gerektiği konusunda da sıkıntılıdır. Evde kahvehane ağzıyla konuşur, argo kelimeleri sürekli kullanır, eşiyle vakit geçirmek yerine maç izlemeyi tercih eder. Ayrıca kötü davranışlarıyla çocuğuna da kötü örnek olmaktadır. B ŞAHIS, A ŞAHIS ile aynı iş yerinde çalışmaktadır. Sempatik, konuşkan, bolca hobi sahibi bir kişiliktir. İdealist, fikir sahibidir. Aynı zamanda A ŞAHIS ile birçok ortak özelliğe sahiptir. Aynı şeyleri severler, aynı şeylerden hoşnut olmazlar. Disiplinli, evine bağlı birisidir. Entelektüel bir yapısı da vardır. Bolca kitap okur ve okuduklarını paylaşmayı sever ayrıca B ŞAHIS ile A ŞAHIS aynı yaştadırlar, çağdaşlıktan dolayı birbirlerini anlayabilirler. A ŞAHIS onun bu hallerinden etkilenmekte, kendi kendine: “Keşke B ŞAHIS gibi bir eşim olsaydı!“ diyerek hayıflanmaktadır. Eve gidip C ŞAHIS’ının argo konuşmalarını duyup, kötü davranışlarını görünce B ŞAHIS daha fazla ilgisini çekmeye başlar ve eşi C ŞAHIS’ı iş arkadaşı B ŞAHIS ile yavaş yavaş kıyaslamaya başlar. A ŞAHSININ PSİKOL... Devamı

İslam Işığını İslam Kılıcı İle Söndürmek

2013-11-29 19:07:00
İslam Işığını İslam Kılıcı İle Söndürmek |  görsel 1

Günümüzde İslam'ı ortadan kaldırmak, köreltmek ve bir inançsızlık dini haline getirmek isteyen cübbeli, sarıklı, kendilerine hoca dedirten kişiler türedi. Bakıldığı zaman son derece takva sahibi, sürekli vaaz eden ve insanları İman çerçevesine sığdırmaya çalışan kişi görüntüsünde olsalar da bu kişilerin asıl amacı içten içe İslam'ı yıpratarak kişilerin inançlarını farklı yerlere yönlendirmektir. Bir Müslüman'ın ilk hedefi ve ilk arzusu Allah'ın (C.C.) rızasıdır ve öyle olmalıdır. Oysa bu kişiler Allah'tan önce Peygambere, Peygamberden önce mezhep imamlarına daha sonra da mezhep imamlarından önce şeyhlere iman etmeye davet eder hale geldiler. Müslümanlar da bu kişilerin giyimlerinden, sözlerinden etkilenerek okumamanın verdiği cahillikle ne derlerse doğru kabul ederek onların peşine gitmeye başladılar. Oysa ki; Hak din İslam'ın mukaddes kitabı Kur'an-ı Kerim "...Oku!"[1] Ayet-i Kerimesi ile başlamaktadır. Biz Müslümanlar okumak yerine, birilerinin bizim için okuyup açıklamasını tercih ettiğimizden dolayı bu imamlara yada imam görüntüsündeki hainlere ihtiyaç duyuyoruz. Oysa Kur'an-ı Kerim bütün insanlığa gönderilmiş ve en cahilin dahi açıkça anlayabileceği bir mukaddestir. Yine dünya üzerinde inançsızlığı bir üstünlük, bir kalite gibi göstermeye çalışıp, inananlar da Allah (C.C.) katında makbul olan bütün dinleri yıpratma çabası içindedirler. Bunlar önce Hıristiyanlığın mukaddes kitabı İncil'i böldüler, Yahudiliğin mukaddes kitabı Tevrad'ın ayetlerini değiştirdiler ve sonra da Hazreti İbrahim'in derlediği Kabala ile büyüler yapmaya başlayarak insanların zihinlerini kontrol altına alm... Devamı

Engin DİNÇ - Bir Türk Mağlubiyeti

2013-11-16 23:23:00
Engin DİNÇ - Bir Türk Mağlubiyeti |  görsel 1

Birilerinin memnun kalması için değil, tüm millet ve Allah (c.c.) memnun kalsın diye yazıyorum bunları… Bir ülkede 15 yıl önce dağda medeniyet dışında yaşayan, askere silah sıkan adamlar bugün konvoylarla, makam araçlarıyla taşınıyorsa barış gelmiş demek değil, dağdaki savaşı kazanmış demektir. Eğer bir savaş bitmişse bir taraf kazanmıştır. Kazananları tebrik ediyorum! Yapacak bir şey yok Anadolu'daki 1000 Yıllık TÜRK iktidarına bir mağlubiyet daha eklensin... Barışı sonuna kadar destekliyorum lakin topraklarımda başka bir milletin bayrağının özgürce dalgalanmasından ve buna kardeşlik adı verilmesinden memnun değilim. Bende haykırıyorum: "Biji Tirk-Kürt birayetî" Lakin ben tek bayrak-çok millet diyenlere kardeş diyebilirim. Onlarca bayrak onlarca millet bir araya gelmesi için devlet değil birlik olması lazımdır. Anadolu ya da Ortadoğu Birliği adında bir birlik kuruldu da biz mi bihaberiz? Bugün Türk-İslam Birliği için kılını kıpırdatmayanlar çıkıp da oy kaybetmemek için bunları yapıyorlar. Nur Cemaati’nin desteğini azaltması üzerine Semerkand’a yanaşmaya başlayan siyasetçiler çok şükür ki Seyyid Hazretleri’nin “Bizler siyaset içinde olmayız. Siyaset için değil Allah (c.c.) rızası için birleşiriz. Biz ancak hayırlısı olması için dua ederiz.” Demesiyle elleri boş dönmüşlerdir. Madem böyle istekler kabul görecek o zaman taleplerimi sunuyorum: - Türk-İslam Birliği Kurulsun. - Büyük İslam Locası Kurulsun. - Ayasofya Camii olarak ibadete açılsın. - Kanunlar yenilensin ve isteyen için İlahi dinler çerçevesinde hangi dine mensup olursa olsun, dinine ve inanç esaslarına göre yargılama yapılsın. - Halifelik tekrar getirilsin ve İslam’ın bir dini lid... Devamı

Engin DİNÇ - Bir Türk Mağlubiyeti

2013-11-16 23:22:00
Engin DİNÇ - Bir Türk Mağlubiyeti |  görsel 1

Birilerinin memnun kalması için değil, tüm millet ve Allah (c.c.) memnun kalsın diye yazıyorum bunları… Bir ülkede 15 yıl önce dağda medeniyet dışında yaşayan, askere silah sıkan adamlar bugün konvoylarla, makam araçlarıyla taşınıyorsa barış gelmiş demek değil, dağdaki savaşı kazanmış demektir. Eğer bir savaş bitmişse bir taraf kazanmıştır. Kazananları tebrik ediyorum! Yapacak bir şey yok Anadolu'daki 1000 Yıllık TÜRK iktidarına bir mağlubiyet daha eklensin... Barışı sonuna kadar destekliyorum lakin topraklarımda başka bir milletin bayrağının özgürce dalgalanmasından ve buna kardeşlik adı verilmesinden memnun değilim. Bende haykırıyorum: "Biji Tirk-Kürt birayetî" Lakin ben tek bayrak-çok millet diyenlere kardeş diyebilirim. Onlarca bayrak onlarca millet bir araya gelmesi için devlet değil birlik olması lazımdır. Anadolu ya da Ortadoğu Birliği adında bir birlik kuruldu da biz mi bihaberiz? Bugün Türk-İslam Birliği için kılını kıpırdatmayanlar çıkıp da oy kaybetmemek için bunları yapıyorlar. Nur Cemaati’nin desteğini azaltması üzerine Semerkand’a yanaşmaya başlayan siyasetçiler çok şükür ki Seyyid Hazretleri’nin “Bizler siyaset içinde olmayız. Siyaset için değil Allah (c.c.) rızası için birleşiriz. Biz ancak hayırlısı olması için dua ederiz.” Demesiyle elleri boş dönmüşlerdir. Madem böyle istekler kabul görecek o zaman taleplerimi sunuyorum: - Türk-İslam Birliği Kurulsun. - Büyük İslam Locası Kurulsun. - Ayasofya Camii olarak ibadete açılsın. - Kanunlar yenilensin ve isteyen için İlahi dinler çerçevesinde hangi dine mensup olursa olsun, dinine ve inanç esaslarına göre yargılama yapılsın. - Halifelik tekrar getirilsin ve İslam’ın bir dini lid... Devamı

Engin DİNÇ - Bir Türk Mağlubiyeti

2013-11-16 23:20:00
Engin DİNÇ - Bir Türk Mağlubiyeti |  görsel 1

Birilerinin memnun kalması için değil, tüm millet ve Allah (c.c.) memnun kalsın diye yazıyorum bunları… Bir ülkede 15 yıl önce dağda medeniyet dışında yaşayan, askere silah sıkan adamlar bugün konvoylarla, makam araçlarıyla taşınıyorsa barış gelmiş demek değil, dağdaki savaşı kazanmış demektir. Eğer bir savaş bitmişse bir taraf kazanmıştır. Kazananları tebrik ediyorum! Yapacak bir şey yok Anadolu'daki 1000 Yıllık TÜRK iktidarına bir mağlubiyet daha eklensin... Barışı sonuna kadar destekliyorum lakin topraklarımda başka bir milletin bayrağının özgürce dalgalanmasından ve buna kardeşlik adı verilmesinden memnun değilim. Bende haykırıyorum: "Biji Tirk-Kürt birayetî" Lakin ben tek bayrak-çok millet diyenlere kardeş diyebilirim. Onlarca bayrak onlarca millet bir araya gelmesi için devlet değil birlik olması lazımdır. Anadolu ya da Ortadoğu Birliği adında bir birlik kuruldu da biz mi bihaberiz? Bugün Türk-İslam Birliği için kılını kıpırdatmayanlar çıkıp da oy kaybetmemek için bunları yapıyorlar. Nur Cemaati’nin desteğini azaltması üzerine Semerkand’a yanaşmaya başlayan siyasetçiler çok şükür ki Seyyid Hazretleri’nin “Bizler siyaset içinde olmayız. Siyaset için değil Allah (c.c.) rızası için birleşiriz. Biz ancak hayırlısı olması için dua ederiz.” Demesiyle elleri boş dönmüşlerdir. Madem böyle istekler kabul görecek o zaman taleplerimi sunuyorum: - Türk-İslam Birliği Kurulsun. - Büyük İslam Locası Kurulsun. - Ayasofya Camii olarak ibadete açılsın. - Kanunlar yenilensin ve isteyen için İlahi dinler çerçevesinde hangi dine mensup olursa olsun, dinine ve inanç esaslarına göre yargılama yapılsın. - Halifelik tekrar getirilsin ve İslam’ın bir dini lid... Devamı

Engin DİNÇ - Mezhepsizlik

2013-11-06 19:35:00
Engin DİNÇ - Mezhepsizlik |  görsel 1

Lisede bir kıza gizli gizli âşıktım. O kız bana: -Evleneceğim adam biraz esmer olmalı, top sakallı olmalı, bir de kesinlikle Alevi olmalı demişti. İşte o gün Alevi - Sunii diye ayıranlar kimse onlara binlerce kez bela okumuştum. Çünkü evlilik Allah'ın (c.c.) emriydi ve biz O'nun (c.c.) emrine uyup rızasını istemekten çok bir kaç imamın rızasını istiyorduk. Alevi de olsak, Sunii de olsak samimi bir Müslüman değildik! Çocukluk aşkı işte şimdi daha iyi anlıyorum ne kadar da olgun bir çocukmuşum ben ki hala fikirlerim değişmedi... Değişmedi hala aynı fikirlerin sahibiyim ve tahmin ediyorum ki bu fikirler ölene kadar da böyle devam edecek. Biz ne kadar da samimiyetsiz insanlarız! Her yaptığımız iş sözde Allah’ın (c.c.) rızasına nail olmak için değil mi? Yalancılıktan da korkmuyoruz! Allah’ın (c.c.) rızasının nasıl kazanılabileceği Kelam-ı Kadim olan mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim de açıkça anlatılmışken biz bize yol gösterdiğine inandığımız bizi belli kalıplar içine sokarak yüzümüzü Allah’a (c.c.) değil de paraya, şöhrete, nama-şana çevirenlerin peşine düşmüşüz. Bidat ehli olmuşuz da Kur’an ehli olmayı unutmuşuz. Allah’ı (c.c.) sevmek için illa da bir kalıba girmek gerektiğine, bir imamın gösterdiği usuller ile ibadetin şart olduğuna inanmışız. Şimdi soruyorum ki biz Allah’a (c.c.) ve O’nun birliğine mi inandık yoksa mezhep imamlarının bizlere şöyle yapın, böyle yapın demesiyle oluşturdukları mezheplere mi inandık? Daha derin bir soru soracak olursak biz Allah’a (c.c.) mı iman ettik, ”Bize yol gösteriyorlar” dediğimiz imamlara mı iman ettik? Bir kimsenin nasıl inanması gerektiğine, nasıl iman etmesi gerektiğine karışmak istediğimden değil lakin bir kitlenin, bir grubun birleşerek başk... Devamı

Engin DİNÇ - Miracım Namaz

2013-10-22 22:37:00
Engin DİNÇ - Miracım Namaz |  görsel 1

Hep denir ya namaz Müminlerin miracıdır diye. Ne kadar da doğru bir söz değil midir? Namaz en önemli ibadetlerimizden bir tanesidir biz her ne kadar onu önemsemesek de… Hasan-ı Basrî’den (r.a.) rivayet edilen bir hadis-i şerif de Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Beş vakit namaz, sizden birinizin evinin önünde akan, suyu bol olan ve onda beş vakit yıkandığı bir nehre benzer. Böyle bir kimsenin üzerinde kirden eser kalır mı?”[1] Bu hadis-i şerifte açıkça anlatılmış ki namaz bizim hem ruhumuzu temizliyor hem de bedenimizi… Namazdan evvel aldığımız abdest bizim bedenimizi temizlerken, namaz ile de ruhumuzu arındırıyoruz. Namazı kılarken de tadil-i erkân ile kılmak ve namazı tam anlamıyla namaz yapan bütün inceliklere dikkat etmeliyiz. Râfî bin Hâlid’ten (r.a.) rivayet edilen bir hadis-i şerif şöyledir: “Bir gün Resûlullah’ın (s.a.v.) etrafında halka kurmuş oturuyorduk. Bu sırada bir adam mescide girdi. Kıbleye yöneldi ve namaz kıldı. Namazını bitirince gelip Resûlullah’a (s.a.v.) ve orada bulunanlara selam verdi. Resûlullah (s.a.v.) o kimsenin selamını aldı ve: -Dön tekrar namaz kıl, sen namaz kılmış olmadın, buyurdular. O adam döndü tekrar aynı şekilde namaz kıldı. Sonra gelip Peygamber’e (s.a.v.) selam verdi. Peygamber (s.a.v.) onun selamını aldı ve: - Geri dön namazını tekrar kıl; çünkü senin namazın olmadı, buyurdular. O kişi bu durumu üç sefer tekrar etti ve dedi ki: -Çok gayret ettim, ama namazdaki kusurumun ve eksikliğin ne olduğunu anlayamadım. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.)şöyle buyurdu: -Allah Teâlâ’nın emrettiği şekilde abdest almayan kimsenin namazı tamam olmaz. Bunun için, namaz kılmak isteyen kimse önce yüzün... Devamı

Büyük İslam Locası

2013-10-17 00:55:00
Büyük İslam Locası |  görsel 1

Büyük İslam Locası; Maddi bir varlığa sahip olmayan, herhangi bir dernek, kurum yada kuruluş olarak faaliyet göstermeyen bir fikir akımıdır. Bu akımın temelinde Allah-u Teâlâ’nın emirleri ve Hazreti Muhammed Salllahu Aleyhi Ve Sellem’in sünneti ışığında Hazreti Ömer Radıyallahu Anh adaletinde, Hazreti Ali Radıyallau Anh gücünde ve Hazreti Hamza Radıyallahu Anh cesaretinde olabilmek vardır. Büyük İslam Locası; Dünya’ya mukaddes dinimiz İslam’ı en güzel şekilde anlatarak son ve hak din olduğunu kabul ettirmektir. Eski alışılagelmiş fikir akımlarını dikta etmekten ve cahil, hurafeler ışığında varlığını sürdürme çabasında olmuş eski nesillerin yaptığı yanlışları yapmadan, en doğru ve gerçek olanı araştırarak, öğrenerek ve öğreterek Dünya’ya İslam’ı yayma düşüncesidir. Kendisini bir Müslüman olarak kabul eden her birey Kelam-ı Kadim olan mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim’in ilk ayeti: “Oku seni yaratan Rabbinin adıyla…” (Alâk Suresi/1) en iyi şekilde anlamalı ve kendisine yol gösterici olarak Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şerif’leri seçmelidir. İslam dini her zaman doğruyu, güzeli emretmiştir. Dinimiz ilime büyük önem vermiştir. Hakiki bir Müslüman olmak; kişinin kendisini geliştirmesiyle, araştırmasıyla, doğru ve gerçeği öğrenerek öğrendiği doğru ve gerçekleri başka insanlarla paylaşmasıyla olacaktır. İslam dininde kim, kavga yoktur.  Müslüman bir kimsenin düşmanı yoktur. Bir kimseye sadece Allah Celle Celaluhu’nun rızasını kazanmak için zarar verici davranışta bulunur. Bu davranışı da yine Allah Celle Celaluhu’nun emrettiği sınırlar çerçevesinde yapar, kimseye şahsi nefret ile saldırmaz. Büyük İslam Locası; Hiç... Devamı

Engin DİNÇ - Tarihte İlk Halkla İlişkiler

2013-09-23 23:08:00

Son yüzyılın en önemi bilimi olarak karşımıza çıkan Halkla İlişkiler konusunda birçok tanım yapılmıştır. Bunun en meşhurlarından bir tanesi Rex Francis HARLOW’un tanımıdır: “Halkla İlişkiler, bir kurum ve kamusu arasında karşılıklı iletişim, kabul ve işbirliğini kurma ve sürdürmeye yardımcı olan kendine özgü yönetim fonksiyonudur: problem ve konu yönetimini içerir; yönetimin bilgilenmesine ve kamuoyuna cevap verilmesine yardım eder; kamu yararına hizmet etmesi için yönetim sorumluluğunu tanımlar ve vurgular; eğilimleri önceden kestirmede erken bir uyarı sistemi gibi hizmet ederek yönetimin yeni gelişmeleri öğrenmesi ve etkili bir biçimde değişimi sağlamasına yardım eder ve temel araçlar olarak güvenilir ve etik iletişim ve araştırmayı kullanır.” HARLOW’un bu tanımının yanı sıra diğer bir Halkla İlişkiler uzmanı Scott CUTLİP’in şu tanımı da önemlidir: “Halkla İlişkiler, bir örgütün başarı ve başarısızlığının kendilerine bağlı olduğu çeşitli kamularla, bu örgüt arasında karşılıklı yarara dayanan ilişkileri kuran ve sürdüren bir yönetim fonksiyonudur.” Bu tanımların çerçevesinde düşünmemiz gereken asıl konu şu ki; Halkla İlişkiler aslında ne zaman ortaya çıkmıştır? Bu konunun resmiyetine bakıldığında profesyonel anlamda Halkla İlişkilerin 1800’lü yıllarda ABD’de ortaya çıkmış olduğu savunulsa da insanlığın var oluşundan bu yana Halkla İlişkilerin de var olduğu kanısındayım. Ülkemizde Halkla İlişkiler; Cumhuriyet’in ilan edilmesiyle başlamış yapılan devrimlerin halkla kabul ettirilmeye çalışılma amacıyla bir propaganda şeklinde olmuştur. Yapılan devrimleri ilk uygulayan yine yapanlar olmuş, şapka devrimi gerçekleştiğinde M.K. ATATÜRK şapka takmış, kılık kıyafet ... Devamı

Engin DİNÇ - Bir kâmil mürşide varmayınca olmaz

2013-09-08 15:35:00
Engin DİNÇ - Bir kâmil mürşide varmayınca olmaz |  görsel 1

Yunus Emre Hazretleri ne güzel de demiş;   Gel ey Derviş, Hakkı bulayım dersen, Bir kâmil mürşide varmayınca olmaz, Resulün cemalini göreyim dersen, Bir kâmil mürşide varmayınca olmaz.   Biz bugün bir kâmil mürşide varmak istiyoruz ama günümüzü mürşitleri artık siyasete bir oyuncak haline ha geldi, ha gelecek durumda… Zaten siyasetle iç içe olan bir kâmil mürşit de beni Allah’ın (c.c.) nuruna ve lütfüne erdirebilecek değildir. Siyasette yalan vardır, gıybet vardır, riya vardır. Allah (c.c.) dünya malı için yalancılık yapanlar için şöyle buyuruyor: “Kalplerinde bir hastalık vardır. Allah da onların hastalıklarını daha da ilerletti. Bu yalancılıkları, bu samimiyetsizlikleri sebebiyle bunlara gayet acı bir ceza vardır.” (Bakara/10) Yalancılığın her türlüsü için Allah (c.c.) katında bir ceza vardır. Siyaset için maddi menfaat için Allah’ın (c.c.) hükümlerini yok sayanlar, ayetleri yalan sayanlara elde ettikleri dünya malı kurtuluş olacak mı sanıyorsunuz? “İnkâr edenler ve ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte bunlar cehennemliktir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.” (Bakara/39) Şimdi siyaset uğruna ayetleri yalan yorumlayan, siyasetçilere destek veren bir mürşit ne kadar kâmil olabilir onu da düşünüp tartmak lazımdır. Allah (c.c.) katında doğruluk, adalet büyük yer tutmakta iken siyasetçi yalan konuşan, siyasetçi verdiği sözü tutmayan yeri geldiğinde siyasetini sürdürmek için adaletsizlik yapandır. Zina yapan, hırsızlık yapan, adam öldüren ne kadar tövbe istiğfar ediyorsa bunun binlerce mislini her gün siyasetçi yapmalıdır. Dürüst ol! Ben de siyaset&... Devamı

Engin DİNÇ - İkra

2013-08-26 21:34:00
Engin DİNÇ - İkra |  görsel 1

“Yaratan Rabbinin adıyla oku.” (Alak/1) Seni var eden Allah’ın (c.c.) emir ve yasaklarını sana gösterdi, rehber olarak Kur’an-ı Kerim’i indirdi ve hem onu nasıl okuman ve anlaman gerektiğini göstermek için hem de üstün kudretini göstermek için hiç okuma-yazma bilmeyen bir peygamber gönderdi. Evet, hiç okuma-yazma bilmeyen Resulullah (s.a.v.) ilk Ayet-i Kerime’nin kendisine vahyedilmesiyle okumaya başladı. Peki ya sen? Bugün birçok hoca müsvettesi, Darvin teorileriyle, yaradılış hikâyeleri ile insanın nasıl var olduğunu anlatma ve aslında insanları saptırma çabasına girişmişler. Onlar yetmiyormuş gibi birçok kişi de Kur’an-ı Kerim’in varlığından sanki bihabermiş gibi onların dediklerini dinliyor, yollarını tutup cehenneme doğru hızlı adımlarla gidiyorlar. A Kendini bilmez! Sen daha kendini bilmiyorsun bir de Allah’ın (c.c.) varlığı hakkında fikir sahibi olmaya çalışıyorsun. O’nun (c.c.) hikmetini öğrenmek için cahil, kullanılmış, siyaset malzemesi edilmiş birkaç hocanın peşine düşünüyorsun. Onlar sayesinde belki de makam-mevki elde ediyor, kendine çıkar sağlıyorsun. Bu dünyada kazanıyorsun belki ama aslında en çok kaybeden sensin ve bunun farkında değilsin. Allah (c.c.) sen ve senin gibileri için her gün cehennemine biraz daha odun atıyor… A satılmış hoca müsvettesi! Ya sana ne demeli? Kelam-ı Kadim bir elinde küfür ve inkâr diğer elinde insanlara vaaz veriyorsun. Yalan sözlerle onların aklını çeliyorsun, eline Allah’ın (c.c.) kelamını almışsın ama şeytanın hizmetinden de ayrılmıyorsun. Seni dünyanın lüksüyle satın alanlar var ya hani, sana makam-mevki bahşedenler, seni dünyanın en büyüğü yapacaklarını iddia edenler... Onların Firavun’dan n... Devamı

Engin DİNÇ - Mısır

2013-08-15 19:53:00

بِسْــــــــــــــــــــــمِاﷲِارَّحْمَنِارَّحِيم Rahman ve Rahim olan Allah(C.C.)’ın adıyla. O(C.C.)’nun adıyla başlamayan hiçbir şey ile O(C.C.) hakkında söz edilemez. O(C.C.) birdir. “De ki: O Allah Birdir.”(İhlâs/1) O(C.C.) bana, sana, herkese; her kim olursa olsun ona şah damarından daha yakındır. “Biz ona şah damarından daha yakınız.” (Kaf/16) Bugün Mısır'da yaşananlar Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) haber verdiği Melhame-i Kübra'dır: "Müslüman, müslümanı öldürecek, akan kan atların dizlerine gelecek." dediği o büyük kıyamet savaşıdır. Kıyamet koptu hala akl-i baliğ davranmayanlar helak olacaksınız! Kendine bir bak, bir devlet başkanının peşinde koştuğun kadar Allah (c.c.) için cemaat yapmadın. Namazı kılmadın, namazkılmayı bir küçüklük olarak gördün, nefsine hizmet ettinde Hakk'a hizmet etmedin. Seni var eden, senin gibi nicelerine can, mal, rızık veren Rabbine karşı geldin, O'nun (c.c.) sana lutfettiklerini sanki sana patronun, devlet başkanın vermiş gibi onun peşinde toplandın, onun hizmetine koştun, Allah'ı (c.c.) unutup şirk koştun. Şimdi yanma vaktidir. Şimdi Hak'ın "Allah (c.c.) nurunu tamamlayacaktır." (Saff/8) Ayet-i Kerimesindeki ahdini yerine getirme vaktidir. Allah'ı (c.c.) seviyorum dedin. Yalancılık yaptın, samimiyetsiz davrandın, Allah (c.c.) gerçekten var mı diyerek şüphe ettin. Şimdi O (c.c.) intikamını senden alacak. Kanını su gibi akıtacak da senin o Allah'a (c.c.) karşı şirk koştuklarından sana bir fayda gelmeyecek. Sen Hak Teâlâ varken Firavun'un yanında olanlardansın. Aynı Firavun ve askeri nasıl denizde boğuldu ise sende o kan deryasında aynı şekilde boğulacaksın. Hala uyan mıyor musun? Aç gözlerini, hem beden hemde kalp gözünü aç! Hak Te&acir... Devamı

Engin DİNÇ - Tûl-i Emel

2013-08-15 19:52:00

بِسْــــــــــــــــــــــمِاﷲِارَّحْمَنِارَّحِيم Rahman ve Rahim olanAllah(C.C.)’ınadıyla. O (C.C.)’nun adıyla başlamayan hiçbir şeyile O (C.C.) hakkında söz edilemez. O(C.C.) birdir. “De ki: O Allah Birdir.”(İhlâs/1) O(C.C.) bana, sana, herkese; her kim olursa olsunona şah damarındandaha yakındır. “Biz ona şah damarından daha yakınız.” (Kaf/16) Sabah kalkarken, akşam yatarken gece-gündüz bir hayal peşinde koşuyoruz. Hep kendimiz için maddi zenginliği, güzel eşleri, zengin kocayı hayal edip duruyoruz. Ev alırım, araba alırım diyerek aldığımız araba ile gezerken hangi müziği dinlerim diye dahi hayaller kuruyoruz. Bunları yaparken de "Hayal kurmak da günah değil ya" diyerek kendimizi avutuyor, kandırıyoruz. Oysa gerçek bir mümin tam ve gerçek imana sahip olan bir kulun gelecek kaygısıyla işi olmaz. O, anını değerlendiren kişidir. Her anında aldığı her nefeste Allah'ı (c.c.) zikreder, O'nun (c.c.) rızasını kazanabilmek için çalışır. Abdülkâdir-i Geylânî Hazretleri şöyle buyuruyor: "Yazık sana! Rızkın ne artar, ne eksilir. Senin için belirlenmiş olan iyilik ve kötülük mutlak surette er ya da geç gelecektir. Artık bitirilmiş bir iş ile uğraşıp durmayı bırak da O'na (c.c.) kulluk etmekle meşgul ol. Hırsını azalt, çok ileriye dönük planlar kurmayı (Tûl-i Emel) bırak, ölümü de iki gözünün arasına koy. Bunu başarabilirsen kurtuldun demektir. Bütün durumlarında dinin emirlerine uymaya çalış."[1] Senin kaderin daha sen doğmadan yazılmıştır. Bugün aldığın nefesten yediğin yemeğe kadar belirlenmiştir. Bundan sonra da sahip olabileceğin her şey O'nun (c.c.) kudret elindedir. O vakit sen dünya malına tamâ etmekten vazgeç. Masivayı bırak, takvaya ... Devamı

Engin DİNÇ - Namazda Hûşu

2013-03-20 23:15:00

  بِسْــــــــــــــــــــــمِاﷲِارَّحْمَنِارَّحِيم Rahman ve Rahim olan Allah(C.C.)’ın adıyla. O(C.C.)’nun adıyla başlamayan hiçbir şey ile O(C.C.) hakkında söz edilemez. O(C.C.) birdir. “De ki: O Allah Birdir.” (İhlâs/1) O(C.C.) bana, sana, herkese; her kim olursa olsun ona şah damarından daha yakındır. “Biz ona şah damarından daha yakınız.” (Kaf/16) Namaz kılan herkesin en çok sıkıntıda olduğu konulardan bir tanesi de namazdan gereken feyzi alamamak, namazın hazzına erememektir. İnsan zihni gece gündüz düşünmekle meşgul olduğundan namaz sırasında hiçbir şey düşünmeden namaz kılmak imkânsız bir hale gelmektedir. En büyük evliyalar dahi hayatları boyunca iki rekât namazı hiçbir şey düşünmeden kılamadıklarını söylemektedirler. Namaz kılan bir kimsenin dikkat etmesi gereken hususlar vardır. Bunlar; Huzuru Kalb, Tefehhüm, Tazim, Heybet, Reca ve Hayâ’dır. Şimdi bunları teker teker açıklayalım. Huzuru Kalb: Okuduğunu düşünmek. Namaz sırasında okuduğumuz duaları kalbimizin içine akarcasına düşünmektir. Tefehhüm: Okuduğunu düşünüp anlamaktır. Namaz sırasında okuduğumuz duaların ne manaya geldiğini düşünmek, anlayarak söylemek ve söylediğimiz her ayette kalbi sevgi beslemektir. Tazim: Saygı duyarak Rabbimizin huzurunda olduğumuzun farkında olarak namaz kılmaktır. Heybet: Saygı ile korkmaktır. Huzurunda olduğumuz Rabbimizin ne kadar kudretli ve güçlü olduğunu bilerek önünde secde etmektir, huzurunda alçalmaktır. Reca: Ümit ederek kıldığımız namazdan dolayı sevap beklemek, affedilme ümidinde olmak demektir. Hayâ: Kendinden utanarak kusurlu olduğunu bilmek, affedilmeye muhtaç olduğunu bilmek, affedilme ümidi içerisinde k... Devamı

Engin DİNÇ - Kaza namazı olan nafile namazı kılabilir mi?

2013-03-12 20:40:00

  بِسْــــــــــــــــــــــمِاﷲِارَّحْمَنِارَّحِيم Rahman ve Rahim olan Allah(C.C.)’ın adıyla. O(C.C.)’nun adıyla başlamayan hiçbir şey ile O(C.C.) hakkında söz edilemez. O(C.C.) birdir. “De ki: O Allah Birdir.” (İhlâs/1) O(C.C.) bana, sana, herkese; her kim olursa olsun ona şah damarından daha yakındır. “Biz ona şah damarından daha yakınız.” (Kaf/16) Günümüzün en büyük sorunlarından bir tanesi de kaza namazı olan bir kimsenin nafile namazı kılıp, kılamayacağıdır. Bu konuda birçok âlim zıtlaşmış olsa da ortak nokta namazların hayırlı olmasıdır. Kaza namazı dediğimiz namaz vakit namazlarının gecikmesi sonucu üzerimize borç olarak kalan namazlardır ve kılınması farz olan namazlardandır. Dolayısıyla farz ibadet dururken aynı vakti nafile ibadetle geçirmenin faydası yoktur. Bu konular üzerine Hazreti Ali (R.A.)’den rivayetle gelen Hadis-i Şerif de şöyle buyrulmuştur: “Farz namaz borcu olanın nafile kılması, doğurmak üzere olan hamileye benzer. Doğumu yaklaşmışken, çocuğu düşürür. Artık bu kadına, hamile de, ana da denmez. Bu kimse de böyle olup, farz namazlarını ödemedikçe, nafile namazları kabul olmaz.” (Kaynak: Abdülkâdir-i Geylanî-Fütuh-ul-gayb m.48) Bu Hadis-i Şerif’i büyük âlimlerden Abdülhak-ı Dehlevî (K.S.) “Bu Hadis-i Şerif gösteriyor ki, farz borcu olanın, sünnetleri de kabul olmaz. Çünkü sünnetler de nafiledir.” Şeklinde açıklamıştır. Fakat şahsi fikrim gereği bu açıklamaya uymama taraftarıyım. Çünkü Hadis-i Şerif de açık olarak sünnetten bahsedilmemektedir. Ayrıca Hanefi mezhebi için sünnet olan ibadetler farz gibi hükümde olup, yapılmaması da günah sayılmaktadır. Yine... Devamı

Engin DİNÇ - Para ne işe yarar?

2013-02-19 21:55:00

  بِسْــــــــــــــــــــــمِاﷲِارَّحْمَنِارَّحِيم Rahman ve Rahim olan Allah(C.C.)’ın adıyla. O(C.C.)’nun adıyla başlamayan hiçbir şey ile O(C.C.) hakkında söz edilemez. O(C.C.) birdir. “De ki: O Allah Birdir.” (İhlâs/1) O(C.C.) bana, sana, herkese; her kim olursa olsun ona şah damarından daha yakındır. “Biz ona şah damarından daha yakınız.” (Kaf/16) Para ile ilgili hep aynı soru sorulur: Para ne işe yarar? - Para olmadan yaşanmaz. -Neden? -Parasız bir şey olmaz. -Parayla sevgi satın alabilir misin? -Hayır! … Bu diyalogların uzayıp gitmesi kadar sıkıcı bir şey yok. Para ile her şey alınabilir fakat sevgi, aşk, kardeşlik, ilahi aşk, satın alınamaz çünkü bunların hepsi manevidir. Maddi bir şey olan para ile maneviyat satın alamazsın. Para maddi yaşantımızı devam ettirmek için üretilmiş, akıl ve sosyal ihtiyaçların birleşiminden elde edilmiş bir araçtır. Para denilen kâğıt yâda metal bir madde ile başka bir madde satın alabilirsin. Örneğin; para ile ekmek alabilirsin çünkü ikisi de maddeseldir. Para ile organ satın alabilirsin çünkü beden maddeseldir. Fakat para vererek aşk satın alamazsın. Belki yalandan bir kişiyi elindeki parayla kendine yakın tutar ve sana tahammül etmesini sağlayabilirsin. Lakin Bunun adı da aşk değil çıkar ilişkisidir. Para bittiğinde aşk da otomatik olarak sona erecektir. Yine parayla iman satın alamazsın; Rabbimiz ile bir pazarlığa oturma imkânımız var mı? Yok değil mi… O vakit her şeyi kendisine karşılık gelen ile elde etmeye çalış. Paranın satın alamayacağı şeyleri de yani maneviyatı, yani gerçek yaşamı; yine maneviyatla elde edebilirsin. Sevgi istiyorsan sevmelisin, aşk istiyorsan âşık olmalısın. İman istiyorsan, ibadet etmelisin. Günümüz evliliklerine baktığımı... Devamı

Engin DİNÇ - Yaradılış

2013-02-16 22:44:00

  بِسْــــــــــــــــــــــمِاﷲِارَّحْمَنِارَّحِيم Rahman ve Rahim olan Allah(C.C.)’ın adıyla. O(C.C.)’nun adıyla başlamayan hiçbir şey ile O(C.C.) hakkında söz edilemez. O(C.C.) birdir. “De ki: O Allah Birdir.” (İhlâs/1) O(C.C.) bana, sana, herkese; her kim olursa olsun ona şah damarından daha yakındır. “Biz ona şah damarından daha yakınız.” (Kaf/16) Allah-u Zülcelâl yarattıklarına kendi kudretini göstermek istemiştir. İşte bu sebepten dolayı ruhları yarattı, daha sonra onların sınava tabii tutulacağı; dünya âlemini yarattı. O(C.C.)’nun yaratma kudreti öyle geniştir ve büyüktür ki; dünya ve ahret dışında belki de bizim aklımızın almadığı, ilahi kitaplar ve peygamberler aracılığıyla bizlere bildirilmemiş milyarlarca âlemi yaratmıştır. Bizler bunu bilgisinde olamayız. “De ki: Rabbim bilgim olmayan şeyi senden istemekten sana sığınırım. Ve eğer beni bağışlamaz ve beni esirgemezsen, hüsrana uğrayanlardan olurum.” (HUD/47) Allah-u Teâlâ yarattığı ruhlara manevi, maddiyattan soyut bir kimlik vermiştir. Fakat sınava tabii tutmak istediği bu ruhları, maddiyat evrenine bu şekilde gönderse dahi, bu maddi âlemdeki hiçbir şeyden etkilenmeden kendisine tam bir itikat ile bağlı olacaklardı. Ruhu sınamak için gerekli olan şey ona bir maddiyat kazandırmaktı. İşte bu maddiyata “beden” adını verdi. Yarattığı ruhu, yarattığı diğer bir şey olan bedenin içerisine yerleştirdi. Lakin bu da yeterli olmayacaktı. Ruhun bedene bürünmüş olmasıyla sadece görüntüsünü maddileştirecekti ve o maddi beden manevi ruha bir engel olmayacak sadece madde âleminde yaşam sürmesini sağlayacaktı. İşte bunun için de o maddi bedene manevi engeller koyabilecek, ruhu yolundan çevirebilecek bazı engeller gerekliydi. Bunl... Devamı

Engin DİNÇ - Tehzib-i Ahlâk

2013-02-05 23:04:00

  Allah(C.C.) kaynaklı her ilahi dinin olduğu gibi dinimiz İslam’ın da var oluş amacı toplumlar arasında ahlâkı sağlamaktır. Bu konu hakkında peygamber efendimiz H.Z. Muhammed(S.A.V.) şöyle buyurmuştur: “Ben, ancak mekâkim-i ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” Ahlâk kelimesi Hulk kelimesinin çoğuludur. Hulk, insanın ruhundaki, “Huy” dediğimiz bir meleke, özel bir hal demektir. Her insanın bir huyu vardır, huylar iyi ve kötü olmak üzere ikiye ayrılır. Aslında bu iyi ahlâk ve kötü ahlâk olarak da bahsedilebilir. Örneğin; Edep, tevazu, kerem, hoşgörü birer iyi ahlâkken, kibir, cimrilik, edepsizlik, sefahat, gıybet, yalan da birer kötü ahlâka örnektir. Güzel ahlâka: “Ahlâk-ı Hasene, Ahlâk-ı Hamide, Mehasin-i Ahlâk, Mekâkim-i Ahlâk” da denir. Güzel olmayan ahlâka da: “Ahlâk-ı Kabiha, Ahlâk-ı Zemîme, Mesavi-i Ahlâk, Rezail-i Ahlâk da denir. Ahlâk aslında bir ilimdir ve bu ilme ahlâk ilmi denilmektedir. Ahlâk ilmi iki ayrılır. Bunlar Nazarî Ahlâk ve Amelî Ahlâk’tır. Nazarî Ahlâk: “Ahlâk esaslarına ve kanunlarına ait görüşleri ve fikirleri gösterir.” Amelî Ahlâk ise: “Ahlâk ile ilgili görevlerin nelerden ibaret olduğunu gösterir.” İnsanların tam bir Ahlâk sahibi kul olabilmesi için bu iki ahlâka da ihtiyacı vardır. Ahlâkın nasıl bir kanuna sahip olduğunu bilmek gerekirken bu kanun ve kurallarla da amel içinde olmak gerekir. Böylesine kurallar çerçevesinde amel eden kişiler toplumda ve Allah(C.C.) nazarında ahlâklı olarak adlandırılmaktadır. İman eden kişinin iyi bir ahlâka sahip olması gerekmektedir.... Devamı

Engin DİNÇ - Âlimlerin nazarında mertebeler

2013-02-01 23:41:00

  Âlimlerin nazarında mertebeler: En alt derece olarak da anılan Mümin kişi: Normal bir kişi olarak tanımlanır iman ettiğini söyleyenlerin en büyük çoğunluğunu oluşturur. Oruç, Namaz ve Zekâtta tam anlamıyla ibadet gösteremezler. Sürekli isteme vardır. Dua ederler ve beşeri isteklerde bulunurlar. Onların nazarında yaşam vazgeçilmezdir. Ölümden çok korkarlar. Bilgi ve ilimleri ya hiç yoktur ya da çok azdır. Biraz ilmi olan da ilmiyle amel etmeyebilir. Âlimler: Bu kimseler diğer müminlere göre daha sadıktırlar. Ayrıca ilim, fıkıh, Hadis, Kur’anı Kerim öğrenerek diğer insanları da etkilemek ve hak yola döndürmek amacındadırlar. İstekleri odur ki; tüm insanlar hak yola dönsün ve Allah(C.C.)’ın rızası için amel etsinler. Bu kişilerin en büyük özelliği de: yaptıkları söylediklerinden azdır. Arifler: En büyük özellikleri hiç bir şey dilemezler. Dünyevi lezzetlerden zevk almazlar. Bu kişiler az konuşur çok amel ederler. Amelleri söylediklerinden fazladır. Öğretme, insanları etkileme, çevre edinme derdinde değillerdir. Tek dertleri kendileridir. Sürekli kendileriyle savaşırlar. Onlar için dünya sadece iman edebilmek için vardır. Allah(C.C.) istemezse hiç bir şeyin sahibi olamayacağını bilirler ve dilleriyle dua ederek bir şey istemezler. Ne gelirse kabullenirler. İyi ve güzel olana şükür, kötü ve zor olana da sabır ederler ve tam bir samimiyet ile kabullenirler, şikâyetçi olmazlar. Evliyalar, Veliler: Allah(C.C.) dost olanlar, peygamberin altında olan kimseler olarak da adlandırılırlar. Onlar için her şey Allah(C.C.) içindir. Ölüm, yokluk, fakirlik, acizlik, düşkünlük gibi korkuları yoktur. Dört büyük... Devamı

Engin DİNÇ - Hiç unutmam bir kere mutlu olmuştum

2013-01-13 23:49:00

  Hiç unutmam bir kere mutlu olmuştum… Bir kış günüydü; O yemeğe ekmek bulamadığımız dönemlerden bir tanesindeydi. Sokak da 500.000 TL bulmuştum. Milyarlar değerinde değil, o kadar zengin olmadım birden ama iki yumurta, bir ekmek alabilmiştik evimize; o gün çok mutlu olmuştum. Hiç unutmam bir kere mutlu olmuştum… Karton toplamak için her sabah ezanla sokaklara çıkardım. İnsanların iğrenerek baktıkları o çöpçü çocuklardan bir tanesiydim o zamanlar… Yine kurcalarken başkalarının artıklarını bir oyuncak bulmuştum. İlk oyuncağımdı… O gün çok mutlu olmuştum. Hiç unutmam bir kere mutlu olmuştum… Hiç arkadaşım olmamıştı benim, kimse arkadaş olmak istemezdi bir çöpçü çocukla… Bir sokak dibinde aç kalmış, sahipsiz bir yavru kedi buldum. İlk dostum, ilk arkadaşım, ilk sırdaşımdı. Beni seven bir dostum olmuştu: O gün çok mutlu olmuştum… Hiç unutmam bir kere mutlu olmuştum… Bir gecenin yarısındaydım yine… Bir poğaça almıştım elime köşede çöp yığını vardı ve içinde bir kadın bir küçük kız… O küçük sevimli kıza elimdeki poğaçaları verdiğimde bana bakıp da gülen ilk kızdı, ilk kez birisini mutlu edebilmiştim. O gün çok mutlu olmuştum… Hiç unutamayacağım çünkü mutluyum… Şuan öylesine mutluyum ki; bu gerçekleri hiç saklamayacak kadar geniş yüreğim. Evet, ben bir zamanla bir çöpçü çocuktum. Sokaklarda yatardım, çöp kurcalardım, insanlar iğrenerek bakardı. Ama hiçbir zaman harama tamah etmediğimi fark ettim. Şuan ki bir mutluluğumu hiç birine değişemiyorum. Çok mutluyum! “Hi&cc... Devamı

Engin DİNÇ - Unutkanlık ve Önlemleri

2012-11-17 21:29:00

  Gündelik yaşantımızda en çok karşılaştığımız sorunlardan bir tanesi de unutkanlıktır. Gündelik yaşamın stresi, iş yoğunluğu, ekonomik ve ailevi sorunlarda unutkanlığı tetikleyen etkenlerdir. Neleri unuturuz? Her şeyi unutabiliriz. Bir eşyayı koyduğumuz yeri, yakın arkadaşımızın adını, yapmamız gereken işleri, hatta birçok kişi “Eve gittiğimde internetten unutkanlığın önlemlerini öğreneyim.” Diyerek eve geldiğinde yapacağını unutmuş ve daha sonra hatırlayarak bu sayfaya ulaşmıştır. Neden unutuyoruz? Unutkanlık ileriki yaşlarda yani 40-50 yaşları üzerindeki kişilerde Alzheimer denilen hastalığın başlangıç aşaması olarak düşünülebilir. Eğer yaşınız daha genç ve unutuyorsanız fakat unuttuğunuz şeyleri birkaç dakika sonra hatırlayabiliyorsanız çok da sorun yok demektir. Ama hiç yok anlamına gelmez. Psikiyatri uzmanı Dr. Hakan Atalay; genç yaşlarda, yani 40-50’li yaşlardan önce kalıcı ve günlük hayatı etkileyen unutkanlıklar yaşanıyorsa; beraberinde keyifsizlik, moralsizlik, konsantrasyon eksikliği, işten kaçınma hali gibi diğer belirtiler varsa, organik bir şey olma ihtimalinin çok daha düşük olduğunu, kişinin depresyonda olabileceğini belirtiyor. Depresyon Unutkanlaştırabilir Yaşanılan ani bir olay, trafik kazası, ani üzüntü hali de kişilerde unutkanlığa neden olabilir. Bunun asıl nedeni beynin bir savunma mekanizması geliştirerek yaşadığı olayın zihindeki etkisini azaltarak olayı unutma çabasına girmesidir. Zihin bu savunma mekanizmasını harekete geçirdiği zaman yaşanmış kötü olayın yanı sıra gündelik yaşantıdaki anlarda unutulabilir. Bu sebepten kişi kendisini her zaman depresif olaylara hazırlıklı tutmalı ve olduğunca bu olaylardan uzak durmalıdır. Travma Sonucu Unutkanlık Herhangi bir kaza veya hastalık sonucu da unutkanlık ola... Devamı

Engin DİNÇ - Ev alma komşu al

2012-11-11 21:10:00

  Ey acizler acizi, ey zavallıların en zavallısı; İnsan! Bir amel işleyip de mükâfatını beklemek ne büyük hatadır… Bizler namaz kılıyor, oruç tutuyor, zekât veriyoruz. Fakat bunları yapmamızın amacı emirleri yerine getirmek ve Allah(C.C.)’ın rızasını kazanmak olmuyor çoğu zaman… Çünkü eğer böyle olsaydı bizlerde itikat sağlam olurdu, kaya gibi... Türbanla başını kapatıp da dar elbiseler giyen kadın, Ramazan ayını oruçlu geçirip de bayramın ilk günü kerhaneye zinaya giden adam… İşte ben bu kişilerden söz ediyorum, bu kişiler biziz; bizim içimizdeler, varlar… Peşinci aciz insan bir ibadeti bile yerine getirdiğinde hemen karşılık bekliyor, hemen duaları kabul olsun istiyor, hem de hep faniyet dolu o duaları… El açıp da “Allah(C.C.)’ım bana ev ver, araba ver, sağlık-sıhhat ver, eş ver, koca ver…” demeyen kaçımız var? İşte bizler ne kadar da dünya kokuyoruz… Oysa itikat sahibi bir Müslüman ellerini açıp dua ettiğinde; “Rabbim sen bana hayırlı olan neyse onu ver. Muhakkak ki ben nasibimden fazlasına sahip değilim, sahip olamam.” Demelidir. Dünyalık ya da ahretlik bir istekte bulunmak Allah(C.C.)’a dost olmayı isteyen birisi için uygun değildir. O Allah(C.C.) dostunun tek dileği vardır ki o Allah(C.C)’ın rızasını kazanmaktır. Allah(C.C.) dostları; Sıddıklar. Asla dünyalık ve ahretlik dilekte bulunmazlar. Onlar için dünya bir “Hiç”tir. Cennet onlar için bir harabe, Cehennemse kül yığınından ibarettir. Ne Cennet’e girmek için çırpınır ne de Cehennem korkusu güderler. Onların tek istekleri Allah(C.C.)’ın rızasını alarak ahrete intikal ettiklerinde sadece O(C.C.)’nun cemaline mazhar olmaktır. Bu konu hakkında ... Devamı

Engin DİNÇ - Lâşey

2012-11-07 23:40:00

  O(C.C.) vardır diyemeyiz, aynı zamanda O(C.C.) yoktur da diyemeyiz. Çünkü her şey zıttı ile bilinir. O(C.C.) yok olmaz ki var olsun, var olmadı ki yok olsun. İnsan bu dünyada bir varlığa sahip olduğu için yok olma özelliğine de sahiptir. Hatta bu âlem de var olmuştur ve var olma özelliğine sahip olduğu içindir yok olma özelliğine de sahiptir. Fakat Allah(C.C.) bu özelliklerin her birinden münezzehtir. O(C.C.) bir bedene, fiziğe, kan ve irine sahip değildir, böyle bir fiziğe sahip olmadığı içindir ki yok olmaz. Oysa insan başta olmak üzere tüm âlem bir fiziğe sahiptir. İnsan, hayvan, ağaç, kaya, su v.s. her bir maddenin bir fizyolojisi vardır. Fakat Allah(C.C.) böyle bir fiziğin ötesindedir. O(C.C.) böyle bir fizikten münezzehtir. Böyle bir fiziğe kıyasla O’nun fiziği bu âlemde yoktur. Öyle ki; yaşadığımız hayat bir lâşeydir. Yani bir Hiç’tir. Çünkü asıl olan âlemin yani ahretin ya da Rabbul âlemin var olduğu ve hayatta olduğu o âlemin bir gölgesidir. Tıpkı öyle ki akşam yolda yürürken arkanızdan vuran ışık yere sizin benzeriniz bir gölgeyi yansıtır. O gölge nasıl cansız, tensiz olmasına rağmen hareket halindedir. İşte yaşadığımız âlemde gerçek âlemin bir yansımasıdır; cansız, manasız ve asıl yaşamdan uzaktır fakat hareketli... Allah(C.C.) insanı yaratıp Cennet’e koyduktan sonra bir sınava tabi tutmuş ve insanoğlu bu sınavdan başarısızlıkla çıkmıştır. Bunun üzerine yaşadığımız âlemi yaratmış ve insanı bu âleme göndermiştir ki bu bir nevi cezadır. Keza Hakk’ın yanında bir yaşam sürebilecekken sınavdan başarısız olmuş bu âleme gönderilmiştir. Öyle ki Allah(C.C.) ilk yarattığı insana Âdem ismini vermiştir. Ademî; olmayan, yokluk deme... Devamı