Engin DİNÇ 7 Takipçi | 5 Takip

Zabıt katibinden tasavvufi kişisel gelişim kitabı

2015-10-28 17:21:00

Zabıt Kâtibi Engin DİNÇ, yıllarca kendi bloğunda yazdığı makalelerini bir araya getirerek ortaya bir tasavvufi kişisel gelişim kitabı çıkardı. İstanbul da Zabıt Kâtibi olarak görev yapan Engin Dinç, mesai saatleri dışındaki zamanını büyük İslam âlimlerinin kitaplarını okumakla geçiriyordu. Okuduğu eserlerde gördü ki asırlar öncesinden kaleme alınmış olan tasavvuf kitaplarında aslında günümüzün sorunlarına değinilmiş. O da bundan hareketle yola çıkarak kişisel gelişim kitaplarına farklı bir bakış açısı getirerek dini ve tasavvufi yöntemlerle kişisel gelişimin sağlanmasını amaçlayan Hiç (AŞK’ın Tarifi) isimli kitabı kaleme aldı.   “Bu kitap ile aslında biz kim olduğumuzu yani HEP olan Allah (c.c.) karşısında bir HİÇ olduğumuzu anlıyoruz.” Diyen yazar kitabının devamını getirmekte kararlı. Sadece tasavvuf ile ilgilenmekle kalmayan yazan aynı zamanda bilişim teknolojileri ile yakında ilgili. Dijital Gelecek Hareketi Platformunun da İstanbul temsilcisi olan Engin Dinç tasavvuf hakkındaki sözlerine şöyle devam etti. “Tasavvuf denildiği zaman insanlar bilimden uzak kendini bir odaya kilitleyip hayattan soyutlayan, düşünmeyen, ilim ve irfanla uğraşmayan kişisel akla gelse de öyle değil. Büyük İslam âlimlerinin yazdıklarını okuduğunuz zaman aslında ne kadar köklü bir bilime de sahip olduğumuzu görüyoruz.” Dedi.   Engin Dinç, Yakın Plan Yayınları’ndan çıkan Hiç (AŞK’ın Tarifi) isimli kitabını 34. TÜYAP Uluslararası Kitap Fuarı’nda da okurları için imzalayacak.   Kitabın Tanıtım bülteni   Siz HİÇ âşık oldunuz mu? O’nun için ağlamak bile sevimlidir. Kalbiniz ağrır, nefesiniz kesilir, düşüp bayılı... Devamı

Hazreti İdris (a.s.) ve Kavmi

2014-01-05 22:45:00

Hazreti İdris (a.s.) asıl adı Ahnuh (Hanuh)’tur. Babasının adı Yerd annesinin adı Berre veya Esvet’tir. Seceresi şöyledir: Hazreti İdris (a.s) - Yerd - Mehlail - Kinan - Enus – Hazreti Sit (a.s) – Hazreti Âdem (a.s). Irk arasında yaşamış olan Yerd, Mehlail, Kinan ve Enus’a peygamberlik verilmesi hakkında bir bilgi bulunmamaktadır. Hazreti Cebrail (a.s.) kendisine 4 defa vahiy getirmiş ve Allah’ın (c.c.) emir ve yasaklarını bildirmiştir. Kendisi de büyük dedesi olan Hazreti Âdem’in (a.s.) diğer oğlu Kabil’in soyundan gelen millet olan Kabiloğulları’na peygamber olarak gönderilmiş ve onları imana davet etmiştir. Bu davetin 105 ile 120 yıl sürdüğü rivayettir. Hazreti Âdem (a.s.) ve Hazreti Havva (a.s.) dünyaya geldikten sonra hayırlı bir evlat dilediler. Bunun üzerine Hazreti Havva (a.s.) Kabil’e (Kayin) hamile kaldı. Çocuk dünyaya geldikten sonra onun varlığını Allah’a (c.c.) ortak koştular. Fakat daha sonra tövbe ettiler ve ikinci çocukları Abil (Evel) dünyaya geldi. Bu durum Kelam-ı Kadim olan Kur’an-ı Kerim de ve Tevrat’da şöyle anlatılmaktadır. “O'dur ki sizi bir tek candan yarattı ve bundan da, gönlü kendisine ısınsın diye eşini inşa etti. Erkek eşini sarıp bürüdü, o da hafif bir yük yüklendi, hamile kaldı. Onu bir müddet taşıdı. Hamileliği ağırlaşınca her ikisi de Rab'leri olan Allah'a yönelip "Eğer bize sağlıklı, kusursuz bir evlat verirsen mutlaka Sana şükreden kullarından oluruz" diye yalvardılar. Fakat Allah kendilerine kusursuz bir çocuk verince, annesi de babası da ölçüyü kaçırıp verdiği çocuk sebebiyle şirke bulaştılar. Tuttular, Allah'a birtakım şerikler yakıştırdılar. Hâlbuki Allah onların yakıştırdıkları her türlü ortaktan mün... Devamı

Özümüz Doğuda, Yüzümüz Batıda

2014-01-05 19:46:00

Kocaman bir ah! Çekerek başlıyorum kelimeleri yazıya dökmeye… Dünyanın en eski ırkı, en büyük devletlerin kurucusu, çağları açıp kapatan bir millet, tüm dünyaya hoşgörüyü, doğruluğu ve adaleti aşılayan bir din sahibiyiz. Oysa buna sahip çıkmak yerine yüzümüzü ne kadar pislik, ne kadar yalan, ne kadar şeytana askerlik eden varsa onlara çeviriyoruz. Doğunun derin tarihi ve mücevherler değerinde ilmini bir kenara bırakarak, zamanında yağmalayarak, kan dökerek ele geçirdikleri eserlerimizi kendi dillerine çevirdikten sonra bizim ilmimizi bize satan batı devletlerine yüzümüzü çevirmiş; her şeyin üstünde onları görür bir haldeyiz! Şimdi biraz kendi tarihimizden biraz da onlardan haberdar olalım. Mesela Avrupa’nın hiç sahip olamadıkları ilim adamlarımızı anlatalım: Abbas Kasım İbn Firnas: 9. Yüzyılda yaşamıştır. Gökbilimci, şair, simyacı, İslam tarihi bilimcisidir. Güneş sistemini ve gezegenlerin hareketleri gösteren Plenatarium adı verilen bir cihaz geliştirmiştir. Cama açı vermeyi başararak gözlüğü icat etmiştir. Taşlardan cam üretmeyi başararak cama ateş ile şekil vermiş ve ilk cam sanayini kurmuştur. En önemli icatı ise Batı'da uçak yapıp uçmayı başaran Wright Kardeşler'den 1023 yıl öncesinde yapılan ilk uçaktır. Kendisi icat ettiği araçla uçmayı başarmıştır.[1] Ebu Musa Câbir bin Hayyan: 9. Yüzyılda yaşamıştır. Batıda “Geber" ya da "Geberus" olarak bilinmektedir. Fen bilimcisi, simyacı, kimyacı, matematikçi, eczacı, gökbilimci, mühendis, coğrafyacı, fizik tedavi uzmanı ve fizikçidir. Eczacılık, Metalürji, Astroloji, Felsefe, Fizik ve Müzik gibi geniş alanda 400 ü aşan eser bıraktığı sö... Devamı

Engin DİNÇ - Mısır

2013-08-15 19:53:00

بِسْــــــــــــــــــــــمِاﷲِارَّحْمَنِارَّحِيم Rahman ve Rahim olan Allah(C.C.)’ın adıyla. O(C.C.)’nun adıyla başlamayan hiçbir şey ile O(C.C.) hakkında söz edilemez. O(C.C.) birdir. “De ki: O Allah Birdir.”(İhlâs/1) O(C.C.) bana, sana, herkese; her kim olursa olsun ona şah damarından daha yakındır. “Biz ona şah damarından daha yakınız.” (Kaf/16) Bugün Mısır'da yaşananlar Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) haber verdiği Melhame-i Kübra'dır: "Müslüman, müslümanı öldürecek, akan kan atların dizlerine gelecek." dediği o büyük kıyamet savaşıdır. Kıyamet koptu hala akl-i baliğ davranmayanlar helak olacaksınız! Kendine bir bak, bir devlet başkanının peşinde koştuğun kadar Allah (c.c.) için cemaat yapmadın. Namazı kılmadın, namazkılmayı bir küçüklük olarak gördün, nefsine hizmet ettinde Hakk'a hizmet etmedin. Seni var eden, senin gibi nicelerine can, mal, rızık veren Rabbine karşı geldin, O'nun (c.c.) sana lutfettiklerini sanki sana patronun, devlet başkanın vermiş gibi onun peşinde toplandın, onun hizmetine koştun, Allah'ı (c.c.) unutup şirk koştun. Şimdi yanma vaktidir. Şimdi Hak'ın "Allah (c.c.) nurunu tamamlayacaktır." (Saff/8) Ayet-i Kerimesindeki ahdini yerine getirme vaktidir. Allah'ı (c.c.) seviyorum dedin. Yalancılık yaptın, samimiyetsiz davrandın, Allah (c.c.) gerçekten var mı diyerek şüphe ettin. Şimdi O (c.c.) intikamını senden alacak. Kanını su gibi akıtacak da senin o Allah'a (c.c.) karşı şirk koştuklarından sana bir fayda gelmeyecek. Sen Hak Teâlâ varken Firavun'un yanında olanlardansın. Aynı Firavun ve askeri nasıl denizde boğuldu ise sende o kan deryasında aynı şekilde boğulacaksın. Hala uyan mıyor musun? Aç gözlerini, hem beden hemde kalp gözünü aç! Hak Te&acir... Devamı

Engin DİNÇ - Tûl-i Emel

2013-08-15 19:52:00

بِسْــــــــــــــــــــــمِاﷲِارَّحْمَنِارَّحِيم Rahman ve Rahim olanAllah(C.C.)’ınadıyla. O (C.C.)’nun adıyla başlamayan hiçbir şeyile O (C.C.) hakkında söz edilemez. O(C.C.) birdir. “De ki: O Allah Birdir.”(İhlâs/1) O(C.C.) bana, sana, herkese; her kim olursa olsunona şah damarındandaha yakındır. “Biz ona şah damarından daha yakınız.” (Kaf/16) Sabah kalkarken, akşam yatarken gece-gündüz bir hayal peşinde koşuyoruz. Hep kendimiz için maddi zenginliği, güzel eşleri, zengin kocayı hayal edip duruyoruz. Ev alırım, araba alırım diyerek aldığımız araba ile gezerken hangi müziği dinlerim diye dahi hayaller kuruyoruz. Bunları yaparken de "Hayal kurmak da günah değil ya" diyerek kendimizi avutuyor, kandırıyoruz. Oysa gerçek bir mümin tam ve gerçek imana sahip olan bir kulun gelecek kaygısıyla işi olmaz. O, anını değerlendiren kişidir. Her anında aldığı her nefeste Allah'ı (c.c.) zikreder, O'nun (c.c.) rızasını kazanabilmek için çalışır. Abdülkâdir-i Geylânî Hazretleri şöyle buyuruyor: "Yazık sana! Rızkın ne artar, ne eksilir. Senin için belirlenmiş olan iyilik ve kötülük mutlak surette er ya da geç gelecektir. Artık bitirilmiş bir iş ile uğraşıp durmayı bırak da O'na (c.c.) kulluk etmekle meşgul ol. Hırsını azalt, çok ileriye dönük planlar kurmayı (Tûl-i Emel) bırak, ölümü de iki gözünün arasına koy. Bunu başarabilirsen kurtuldun demektir. Bütün durumlarında dinin emirlerine uymaya çalış."[1] Senin kaderin daha sen doğmadan yazılmıştır. Bugün aldığın nefesten yediğin yemeğe kadar belirlenmiştir. Bundan sonra da sahip olabileceğin her şey O'nun (c.c.) kudret elindedir. O vakit sen dünya malına tamâ etmekten vazgeç. Masivayı bırak, takvaya ... Devamı

Engin DİNÇ - Namazda Hûşu

2013-03-20 23:15:00

  بِسْــــــــــــــــــــــمِاﷲِارَّحْمَنِارَّحِيم Rahman ve Rahim olan Allah(C.C.)’ın adıyla. O(C.C.)’nun adıyla başlamayan hiçbir şey ile O(C.C.) hakkında söz edilemez. O(C.C.) birdir. “De ki: O Allah Birdir.” (İhlâs/1) O(C.C.) bana, sana, herkese; her kim olursa olsun ona şah damarından daha yakındır. “Biz ona şah damarından daha yakınız.” (Kaf/16) Namaz kılan herkesin en çok sıkıntıda olduğu konulardan bir tanesi de namazdan gereken feyzi alamamak, namazın hazzına erememektir. İnsan zihni gece gündüz düşünmekle meşgul olduğundan namaz sırasında hiçbir şey düşünmeden namaz kılmak imkânsız bir hale gelmektedir. En büyük evliyalar dahi hayatları boyunca iki rekât namazı hiçbir şey düşünmeden kılamadıklarını söylemektedirler. Namaz kılan bir kimsenin dikkat etmesi gereken hususlar vardır. Bunlar; Huzuru Kalb, Tefehhüm, Tazim, Heybet, Reca ve Hayâ’dır. Şimdi bunları teker teker açıklayalım. Huzuru Kalb: Okuduğunu düşünmek. Namaz sırasında okuduğumuz duaları kalbimizin içine akarcasına düşünmektir. Tefehhüm: Okuduğunu düşünüp anlamaktır. Namaz sırasında okuduğumuz duaların ne manaya geldiğini düşünmek, anlayarak söylemek ve söylediğimiz her ayette kalbi sevgi beslemektir. Tazim: Saygı duyarak Rabbimizin huzurunda olduğumuzun farkında olarak namaz kılmaktır. Heybet: Saygı ile korkmaktır. Huzurunda olduğumuz Rabbimizin ne kadar kudretli ve güçlü olduğunu bilerek önünde secde etmektir, huzurunda alçalmaktır. Reca: Ümit ederek kıldığımız namazdan dolayı sevap beklemek, affedilme ümidinde olmak demektir. Hayâ: Kendinden utanarak kusurlu olduğunu bilmek, affedilmeye muhtaç olduğunu bilmek, affedilme ümidi içerisinde k... Devamı

Engin DİNÇ - Kaza namazı olan nafile namazı kılabilir mi?

2013-03-12 20:40:00

  بِسْــــــــــــــــــــــمِاﷲِارَّحْمَنِارَّحِيم Rahman ve Rahim olan Allah(C.C.)’ın adıyla. O(C.C.)’nun adıyla başlamayan hiçbir şey ile O(C.C.) hakkında söz edilemez. O(C.C.) birdir. “De ki: O Allah Birdir.” (İhlâs/1) O(C.C.) bana, sana, herkese; her kim olursa olsun ona şah damarından daha yakındır. “Biz ona şah damarından daha yakınız.” (Kaf/16) Günümüzün en büyük sorunlarından bir tanesi de kaza namazı olan bir kimsenin nafile namazı kılıp, kılamayacağıdır. Bu konuda birçok âlim zıtlaşmış olsa da ortak nokta namazların hayırlı olmasıdır. Kaza namazı dediğimiz namaz vakit namazlarının gecikmesi sonucu üzerimize borç olarak kalan namazlardır ve kılınması farz olan namazlardandır. Dolayısıyla farz ibadet dururken aynı vakti nafile ibadetle geçirmenin faydası yoktur. Bu konular üzerine Hazreti Ali (R.A.)’den rivayetle gelen Hadis-i Şerif de şöyle buyrulmuştur: “Farz namaz borcu olanın nafile kılması, doğurmak üzere olan hamileye benzer. Doğumu yaklaşmışken, çocuğu düşürür. Artık bu kadına, hamile de, ana da denmez. Bu kimse de böyle olup, farz namazlarını ödemedikçe, nafile namazları kabul olmaz.” (Kaynak: Abdülkâdir-i Geylanî-Fütuh-ul-gayb m.48) Bu Hadis-i Şerif’i büyük âlimlerden Abdülhak-ı Dehlevî (K.S.) “Bu Hadis-i Şerif gösteriyor ki, farz borcu olanın, sünnetleri de kabul olmaz. Çünkü sünnetler de nafiledir.” Şeklinde açıklamıştır. Fakat şahsi fikrim gereği bu açıklamaya uymama taraftarıyım. Çünkü Hadis-i Şerif de açık olarak sünnetten bahsedilmemektedir. Ayrıca Hanefi mezhebi için sünnet olan ibadetler farz gibi hükümde olup, yapılmaması da günah sayılmaktadır. Yine... Devamı

Engin DİNÇ - Para ne işe yarar?

2013-02-19 21:55:00

  بِسْــــــــــــــــــــــمِاﷲِارَّحْمَنِارَّحِيم Rahman ve Rahim olan Allah(C.C.)’ın adıyla. O(C.C.)’nun adıyla başlamayan hiçbir şey ile O(C.C.) hakkında söz edilemez. O(C.C.) birdir. “De ki: O Allah Birdir.” (İhlâs/1) O(C.C.) bana, sana, herkese; her kim olursa olsun ona şah damarından daha yakındır. “Biz ona şah damarından daha yakınız.” (Kaf/16) Para ile ilgili hep aynı soru sorulur: Para ne işe yarar? - Para olmadan yaşanmaz. -Neden? -Parasız bir şey olmaz. -Parayla sevgi satın alabilir misin? -Hayır! … Bu diyalogların uzayıp gitmesi kadar sıkıcı bir şey yok. Para ile her şey alınabilir fakat sevgi, aşk, kardeşlik, ilahi aşk, satın alınamaz çünkü bunların hepsi manevidir. Maddi bir şey olan para ile maneviyat satın alamazsın. Para maddi yaşantımızı devam ettirmek için üretilmiş, akıl ve sosyal ihtiyaçların birleşiminden elde edilmiş bir araçtır. Para denilen kâğıt yâda metal bir madde ile başka bir madde satın alabilirsin. Örneğin; para ile ekmek alabilirsin çünkü ikisi de maddeseldir. Para ile organ satın alabilirsin çünkü beden maddeseldir. Fakat para vererek aşk satın alamazsın. Belki yalandan bir kişiyi elindeki parayla kendine yakın tutar ve sana tahammül etmesini sağlayabilirsin. Lakin Bunun adı da aşk değil çıkar ilişkisidir. Para bittiğinde aşk da otomatik olarak sona erecektir. Yine parayla iman satın alamazsın; Rabbimiz ile bir pazarlığa oturma imkânımız var mı? Yok değil mi… O vakit her şeyi kendisine karşılık gelen ile elde etmeye çalış. Paranın satın alamayacağı şeyleri de yani maneviyatı, yani gerçek yaşamı; yine maneviyatla elde edebilirsin. Sevgi istiyorsan sevmelisin, aşk istiyorsan âşık olmalısın. İman istiyorsan, ibadet etmelisin. Günümüz evliliklerine baktığımı... Devamı

Engin DİNÇ - Yaradılış

2013-02-16 22:44:00

  بِسْــــــــــــــــــــــمِاﷲِارَّحْمَنِارَّحِيم Rahman ve Rahim olan Allah(C.C.)’ın adıyla. O(C.C.)’nun adıyla başlamayan hiçbir şey ile O(C.C.) hakkında söz edilemez. O(C.C.) birdir. “De ki: O Allah Birdir.” (İhlâs/1) O(C.C.) bana, sana, herkese; her kim olursa olsun ona şah damarından daha yakındır. “Biz ona şah damarından daha yakınız.” (Kaf/16) Allah-u Zülcelâl yarattıklarına kendi kudretini göstermek istemiştir. İşte bu sebepten dolayı ruhları yarattı, daha sonra onların sınava tabii tutulacağı; dünya âlemini yarattı. O(C.C.)’nun yaratma kudreti öyle geniştir ve büyüktür ki; dünya ve ahret dışında belki de bizim aklımızın almadığı, ilahi kitaplar ve peygamberler aracılığıyla bizlere bildirilmemiş milyarlarca âlemi yaratmıştır. Bizler bunu bilgisinde olamayız. “De ki: Rabbim bilgim olmayan şeyi senden istemekten sana sığınırım. Ve eğer beni bağışlamaz ve beni esirgemezsen, hüsrana uğrayanlardan olurum.” (HUD/47) Allah-u Teâlâ yarattığı ruhlara manevi, maddiyattan soyut bir kimlik vermiştir. Fakat sınava tabii tutmak istediği bu ruhları, maddiyat evrenine bu şekilde gönderse dahi, bu maddi âlemdeki hiçbir şeyden etkilenmeden kendisine tam bir itikat ile bağlı olacaklardı. Ruhu sınamak için gerekli olan şey ona bir maddiyat kazandırmaktı. İşte bu maddiyata “beden” adını verdi. Yarattığı ruhu, yarattığı diğer bir şey olan bedenin içerisine yerleştirdi. Lakin bu da yeterli olmayacaktı. Ruhun bedene bürünmüş olmasıyla sadece görüntüsünü maddileştirecekti ve o maddi beden manevi ruha bir engel olmayacak sadece madde âleminde yaşam sürmesini sağlayacaktı. İşte bunun için de o maddi bedene manevi engeller koyabilecek, ruhu yolundan çevirebilecek bazı engeller gerekliydi. Bunl... Devamı

Engin DİNÇ - Tehzib-i Ahlâk

2013-02-05 23:04:00

  Allah(C.C.) kaynaklı her ilahi dinin olduğu gibi dinimiz İslam’ın da var oluş amacı toplumlar arasında ahlâkı sağlamaktır. Bu konu hakkında peygamber efendimiz H.Z. Muhammed(S.A.V.) şöyle buyurmuştur: “Ben, ancak mekâkim-i ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” Ahlâk kelimesi Hulk kelimesinin çoğuludur. Hulk, insanın ruhundaki, “Huy” dediğimiz bir meleke, özel bir hal demektir. Her insanın bir huyu vardır, huylar iyi ve kötü olmak üzere ikiye ayrılır. Aslında bu iyi ahlâk ve kötü ahlâk olarak da bahsedilebilir. Örneğin; Edep, tevazu, kerem, hoşgörü birer iyi ahlâkken, kibir, cimrilik, edepsizlik, sefahat, gıybet, yalan da birer kötü ahlâka örnektir. Güzel ahlâka: “Ahlâk-ı Hasene, Ahlâk-ı Hamide, Mehasin-i Ahlâk, Mekâkim-i Ahlâk” da denir. Güzel olmayan ahlâka da: “Ahlâk-ı Kabiha, Ahlâk-ı Zemîme, Mesavi-i Ahlâk, Rezail-i Ahlâk da denir. Ahlâk aslında bir ilimdir ve bu ilme ahlâk ilmi denilmektedir. Ahlâk ilmi iki ayrılır. Bunlar Nazarî Ahlâk ve Amelî Ahlâk’tır. Nazarî Ahlâk: “Ahlâk esaslarına ve kanunlarına ait görüşleri ve fikirleri gösterir.” Amelî Ahlâk ise: “Ahlâk ile ilgili görevlerin nelerden ibaret olduğunu gösterir.” İnsanların tam bir Ahlâk sahibi kul olabilmesi için bu iki ahlâka da ihtiyacı vardır. Ahlâkın nasıl bir kanuna sahip olduğunu bilmek gerekirken bu kanun ve kurallarla da amel içinde olmak gerekir. Böylesine kurallar çerçevesinde amel eden kişiler toplumda ve Allah(C.C.) nazarında ahlâklı olarak adlandırılmaktadır. İman eden kişinin iyi bir ahlâka sahip olması gerekmektedir.... Devamı

Engin DİNÇ - Âlimlerin nazarında mertebeler

2013-02-01 23:41:00

  Âlimlerin nazarında mertebeler: En alt derece olarak da anılan Mümin kişi: Normal bir kişi olarak tanımlanır iman ettiğini söyleyenlerin en büyük çoğunluğunu oluşturur. Oruç, Namaz ve Zekâtta tam anlamıyla ibadet gösteremezler. Sürekli isteme vardır. Dua ederler ve beşeri isteklerde bulunurlar. Onların nazarında yaşam vazgeçilmezdir. Ölümden çok korkarlar. Bilgi ve ilimleri ya hiç yoktur ya da çok azdır. Biraz ilmi olan da ilmiyle amel etmeyebilir. Âlimler: Bu kimseler diğer müminlere göre daha sadıktırlar. Ayrıca ilim, fıkıh, Hadis, Kur’anı Kerim öğrenerek diğer insanları da etkilemek ve hak yola döndürmek amacındadırlar. İstekleri odur ki; tüm insanlar hak yola dönsün ve Allah(C.C.)’ın rızası için amel etsinler. Bu kişilerin en büyük özelliği de: yaptıkları söylediklerinden azdır. Arifler: En büyük özellikleri hiç bir şey dilemezler. Dünyevi lezzetlerden zevk almazlar. Bu kişiler az konuşur çok amel ederler. Amelleri söylediklerinden fazladır. Öğretme, insanları etkileme, çevre edinme derdinde değillerdir. Tek dertleri kendileridir. Sürekli kendileriyle savaşırlar. Onlar için dünya sadece iman edebilmek için vardır. Allah(C.C.) istemezse hiç bir şeyin sahibi olamayacağını bilirler ve dilleriyle dua ederek bir şey istemezler. Ne gelirse kabullenirler. İyi ve güzel olana şükür, kötü ve zor olana da sabır ederler ve tam bir samimiyet ile kabullenirler, şikâyetçi olmazlar. Evliyalar, Veliler: Allah(C.C.) dost olanlar, peygamberin altında olan kimseler olarak da adlandırılırlar. Onlar için her şey Allah(C.C.) içindir. Ölüm, yokluk, fakirlik, acizlik, düşkünlük gibi korkuları yoktur. Dört büyük... Devamı

Engin DİNÇ - Hiç unutmam bir kere mutlu olmuştum

2013-01-13 23:49:00

  Hiç unutmam bir kere mutlu olmuştum… Bir kış günüydü; O yemeğe ekmek bulamadığımız dönemlerden bir tanesindeydi. Sokak da 500.000 TL bulmuştum. Milyarlar değerinde değil, o kadar zengin olmadım birden ama iki yumurta, bir ekmek alabilmiştik evimize; o gün çok mutlu olmuştum. Hiç unutmam bir kere mutlu olmuştum… Karton toplamak için her sabah ezanla sokaklara çıkardım. İnsanların iğrenerek baktıkları o çöpçü çocuklardan bir tanesiydim o zamanlar… Yine kurcalarken başkalarının artıklarını bir oyuncak bulmuştum. İlk oyuncağımdı… O gün çok mutlu olmuştum. Hiç unutmam bir kere mutlu olmuştum… Hiç arkadaşım olmamıştı benim, kimse arkadaş olmak istemezdi bir çöpçü çocukla… Bir sokak dibinde aç kalmış, sahipsiz bir yavru kedi buldum. İlk dostum, ilk arkadaşım, ilk sırdaşımdı. Beni seven bir dostum olmuştu: O gün çok mutlu olmuştum… Hiç unutmam bir kere mutlu olmuştum… Bir gecenin yarısındaydım yine… Bir poğaça almıştım elime köşede çöp yığını vardı ve içinde bir kadın bir küçük kız… O küçük sevimli kıza elimdeki poğaçaları verdiğimde bana bakıp da gülen ilk kızdı, ilk kez birisini mutlu edebilmiştim. O gün çok mutlu olmuştum… Hiç unutamayacağım çünkü mutluyum… Şuan öylesine mutluyum ki; bu gerçekleri hiç saklamayacak kadar geniş yüreğim. Evet, ben bir zamanla bir çöpçü çocuktum. Sokaklarda yatardım, çöp kurcalardım, insanlar iğrenerek bakardı. Ama hiçbir zaman harama tamah etmediğimi fark ettim. Şuan ki bir mutluluğumu hiç birine değişemiyorum. Çok mutluyum! “Hi&cc... Devamı

Engin DİNÇ - Unutkanlık ve Önlemleri

2012-11-17 21:29:00

  Gündelik yaşantımızda en çok karşılaştığımız sorunlardan bir tanesi de unutkanlıktır. Gündelik yaşamın stresi, iş yoğunluğu, ekonomik ve ailevi sorunlarda unutkanlığı tetikleyen etkenlerdir. Neleri unuturuz? Her şeyi unutabiliriz. Bir eşyayı koyduğumuz yeri, yakın arkadaşımızın adını, yapmamız gereken işleri, hatta birçok kişi “Eve gittiğimde internetten unutkanlığın önlemlerini öğreneyim.” Diyerek eve geldiğinde yapacağını unutmuş ve daha sonra hatırlayarak bu sayfaya ulaşmıştır. Neden unutuyoruz? Unutkanlık ileriki yaşlarda yani 40-50 yaşları üzerindeki kişilerde Alzheimer denilen hastalığın başlangıç aşaması olarak düşünülebilir. Eğer yaşınız daha genç ve unutuyorsanız fakat unuttuğunuz şeyleri birkaç dakika sonra hatırlayabiliyorsanız çok da sorun yok demektir. Ama hiç yok anlamına gelmez. Psikiyatri uzmanı Dr. Hakan Atalay; genç yaşlarda, yani 40-50’li yaşlardan önce kalıcı ve günlük hayatı etkileyen unutkanlıklar yaşanıyorsa; beraberinde keyifsizlik, moralsizlik, konsantrasyon eksikliği, işten kaçınma hali gibi diğer belirtiler varsa, organik bir şey olma ihtimalinin çok daha düşük olduğunu, kişinin depresyonda olabileceğini belirtiyor. Depresyon Unutkanlaştırabilir Yaşanılan ani bir olay, trafik kazası, ani üzüntü hali de kişilerde unutkanlığa neden olabilir. Bunun asıl nedeni beynin bir savunma mekanizması geliştirerek yaşadığı olayın zihindeki etkisini azaltarak olayı unutma çabasına girmesidir. Zihin bu savunma mekanizmasını harekete geçirdiği zaman yaşanmış kötü olayın yanı sıra gündelik yaşantıdaki anlarda unutulabilir. Bu sebepten kişi kendisini her zaman depresif olaylara hazırlıklı tutmalı ve olduğunca bu olaylardan uzak durmalıdır. Travma Sonucu Unutkanlık Herhangi bir kaza veya hastalık sonucu da unutkanlık ola... Devamı

Engin DİNÇ - Ev alma komşu al

2012-11-11 21:10:00

  Ey acizler acizi, ey zavallıların en zavallısı; İnsan! Bir amel işleyip de mükâfatını beklemek ne büyük hatadır… Bizler namaz kılıyor, oruç tutuyor, zekât veriyoruz. Fakat bunları yapmamızın amacı emirleri yerine getirmek ve Allah(C.C.)’ın rızasını kazanmak olmuyor çoğu zaman… Çünkü eğer böyle olsaydı bizlerde itikat sağlam olurdu, kaya gibi... Türbanla başını kapatıp da dar elbiseler giyen kadın, Ramazan ayını oruçlu geçirip de bayramın ilk günü kerhaneye zinaya giden adam… İşte ben bu kişilerden söz ediyorum, bu kişiler biziz; bizim içimizdeler, varlar… Peşinci aciz insan bir ibadeti bile yerine getirdiğinde hemen karşılık bekliyor, hemen duaları kabul olsun istiyor, hem de hep faniyet dolu o duaları… El açıp da “Allah(C.C.)’ım bana ev ver, araba ver, sağlık-sıhhat ver, eş ver, koca ver…” demeyen kaçımız var? İşte bizler ne kadar da dünya kokuyoruz… Oysa itikat sahibi bir Müslüman ellerini açıp dua ettiğinde; “Rabbim sen bana hayırlı olan neyse onu ver. Muhakkak ki ben nasibimden fazlasına sahip değilim, sahip olamam.” Demelidir. Dünyalık ya da ahretlik bir istekte bulunmak Allah(C.C.)’a dost olmayı isteyen birisi için uygun değildir. O Allah(C.C.) dostunun tek dileği vardır ki o Allah(C.C)’ın rızasını kazanmaktır. Allah(C.C.) dostları; Sıddıklar. Asla dünyalık ve ahretlik dilekte bulunmazlar. Onlar için dünya bir “Hiç”tir. Cennet onlar için bir harabe, Cehennemse kül yığınından ibarettir. Ne Cennet’e girmek için çırpınır ne de Cehennem korkusu güderler. Onların tek istekleri Allah(C.C.)’ın rızasını alarak ahrete intikal ettiklerinde sadece O(C.C.)’nun cemaline mazhar olmaktır. Bu konu hakkında ... Devamı

Engin DİNÇ - Lâşey

2012-11-07 23:40:00

  O(C.C.) vardır diyemeyiz, aynı zamanda O(C.C.) yoktur da diyemeyiz. Çünkü her şey zıttı ile bilinir. O(C.C.) yok olmaz ki var olsun, var olmadı ki yok olsun. İnsan bu dünyada bir varlığa sahip olduğu için yok olma özelliğine de sahiptir. Hatta bu âlem de var olmuştur ve var olma özelliğine sahip olduğu içindir yok olma özelliğine de sahiptir. Fakat Allah(C.C.) bu özelliklerin her birinden münezzehtir. O(C.C.) bir bedene, fiziğe, kan ve irine sahip değildir, böyle bir fiziğe sahip olmadığı içindir ki yok olmaz. Oysa insan başta olmak üzere tüm âlem bir fiziğe sahiptir. İnsan, hayvan, ağaç, kaya, su v.s. her bir maddenin bir fizyolojisi vardır. Fakat Allah(C.C.) böyle bir fiziğin ötesindedir. O(C.C.) böyle bir fizikten münezzehtir. Böyle bir fiziğe kıyasla O’nun fiziği bu âlemde yoktur. Öyle ki; yaşadığımız hayat bir lâşeydir. Yani bir Hiç’tir. Çünkü asıl olan âlemin yani ahretin ya da Rabbul âlemin var olduğu ve hayatta olduğu o âlemin bir gölgesidir. Tıpkı öyle ki akşam yolda yürürken arkanızdan vuran ışık yere sizin benzeriniz bir gölgeyi yansıtır. O gölge nasıl cansız, tensiz olmasına rağmen hareket halindedir. İşte yaşadığımız âlemde gerçek âlemin bir yansımasıdır; cansız, manasız ve asıl yaşamdan uzaktır fakat hareketli... Allah(C.C.) insanı yaratıp Cennet’e koyduktan sonra bir sınava tabi tutmuş ve insanoğlu bu sınavdan başarısızlıkla çıkmıştır. Bunun üzerine yaşadığımız âlemi yaratmış ve insanı bu âleme göndermiştir ki bu bir nevi cezadır. Keza Hakk’ın yanında bir yaşam sürebilecekken sınavdan başarısız olmuş bu âleme gönderilmiştir. Öyle ki Allah(C.C.) ilk yarattığı insana Âdem ismini vermiştir. Ademî; olmayan, yokluk deme... Devamı

Engin DİNÇ - Acz-Mendî

2012-10-20 19:29:00

  Aciziz… Rabbin yarattıkları içerisinde hem en acizi hem de en isyankârı bizleriz, biz insanlar… “Yıldızlar ve bitkiler hep secdededirler.”(Rahmân Suresi 6. Ayet) Yaratılanların her biri vazifesini tam olarak yerine getiriyorken biz insanoğlu Allah(C.C.)’a karşı gelmekten hiç de korkmuyoruz. Oysa Rabb’imiz Kur’an-ı Kerim de bize şöyle buyuruyor: “Sizler ne yerde, ne gökte Allah(C.C.)'ın hâkimiyetinin dışına kaçarak kurtulamazsınız. Sizi Allah(C.C.)'tan başka ne koruyan, ne de size yardım eden bulunur.” (Ankebût Suresi 22. Ayet) Allah-u Teâlâ’nın ayetleriyle bizleri uyarmasına rağmen biz onun azabından korkmuyoruz, çünkü o bizim her hatamızı görüp bilmesine rağmen bizlere karşı çok merhametli davranıyor ve bizler için tövbe kapısını daima açık tutuyor. Ceza vermekten sakınıp, tövbe etmemiz için bizim hakaretlerimize, küfürlerimize karşı sabırla yaklaşıyor. Oysa Allah(C.C.) öylesine güçlü ve büyüktür ki onun gücünün ve büyüklüğü bizim aklımızın almayacağı kadar, hayallerimize sığmayacak kadardır. Onu tüm sınırlardan ve çerçevelerden tenzih ederim… Kıyamet alameti olarak bildirilenler günümüzde teker teker gerçekleşmektedir. Buna rağmen Rabb’in varlığını kabul etmeyenler, Darwin teorilerine inanıp da Hâkk’a hakaret edenlerin sayısını gördükçe Rabb’in merhametinin ne de geniş olduğunu, ne engin olduğunu görüyorum, gördükçe de bir kez daha âşık oluyorum O(C.C)’na… Kelam-ı Kadim olan Kur’an-ı Kerim’in ayetlerini reddederek, Allah(C.C.)’ın varlığını inkâr edenler. İşte onlar büyük cezaları hak edecek... Devamı

Engin DİNÇ - İman ve Ateizm

2012-10-14 21:35:00

  Bir ateist arkadaşım var. Bana sürekli âlemin nasıl var olduğunu, büyük patlamayı, kâinatın oluşumunu anlatıp duruyor. Lakin inancı gereği her şeyi bilimle açıklama çabasında olduğundan bilimsellik yani maddesellik dışı bir soru sorduğumda ise buna cevap veremiyor hemen saldırıya geçiyor. Büyük patlamayı anlatıyorken sordum: “Tamam gaz bulutu oluştu ve o bulutun patlamasıyla da evren oluştu. Peki, o gaz bulutunu kim oluşturdu?” Cevap veremedi. Tek diyebildiği: “Biz araştırıyoruz, keşfediyoruz. Siz Allah yaptı deyip geçiyorsunuz.” Oysa en büyük ilim kitabı, dünyanın nasıl yaratıldığının da yazılı olduğu bir kitap Kur’an-ı Kerim… O, Allah(C.C.) varlığı hakkında şüpheci olup, onunla dalga geçmeyi çok seviyor. Oysa ne büyük bir kayıpta ne büyük bir zararda olduğunun farkında bile değil. Farkında olmadığı gibi anlatmaya çalıştığımda da beni dinlemiyor, inanç sahibi olmayı cahillik, bilimsellikten uzaklık olarak görüyor. Her fırsatta fakirleri göstererek; “Allah’ınız neden adil değil.” diye yükleniyor bana... Oysa İman etmenin temelinde tefviz olduğunu, teslimiyet olduğunu bilmiyor. İman etmek için öncelikle teslimiyetçi olmak gerekiyor. Kendi bedeninin acizliği bilip, Rabb’inin ne kadar güçlü, ne kadar büyük olduğunu bilmek gerekiyor. İman etmek için İmanın şartlarını yerine getirmek gerekiyor. Rabb’e kul olabilmek, O(C.C.)’nun büyüklüğünü kabullenmek ve O(C.C.)’ndan başka bir ilah olmadığını ve olamayacağını bilmek gerekiyor. Fakat o ateizmi tercih ettiğinden zaten İman etmek gibi bir düşüncesi yok. İşte sırf bu sebepten dolayı dünyayı ve kâinatı yaratan Rabb’in adaleti onun için doğru bir adalet olmuyo... Devamı

Engin DİNÇ - Alay Etme

2012-10-13 18:39:00

  Bir gün Galata Kulesi’ne çıkarken merdivenlerde sıra bekliyorum. Ezan saatiydi, ezan okunmaya başladığında önümde duran bir Rus baba yanında duran 10-11 yaşlarındaki oğluna doğru dönmüş hem gülerek, hem de arabesk bir şarkı dinler gibi ezan ile dalga geçiyordu. Yüzüne ters ters baktığımda hem ona o şekilde baktığım için kendime, hem de ona üzüldüm. Çünkü:  Maide Suresi 58. Ayette diyor ki: “Siz ezan okuyarak namaza dâvet edince, bunu alay ve eğlence konusu yaparlar. Onların böyle yapmalarının sebebi, akıllarını kullanmayıp bu güzelliği anlamamalarıdır.”  İşte o Rus turist de aklını kullanmayanlardandı… Ben onun bu haline üzülmüş, aklımdan keşke ona İslam dininin güzelliklerini anlatabilsem, dilini bilsem, o küçük çocuğu güzel ve hoşgörülü bir çocuk olarak kendime dost, yoldaş edebilsem diye geçirirken Maide Suresi 57. Ayet geldi aklıma: “Ey iman edenler! Ne dininizi alay ve eğlence konusu yapan sizden önce kendilerine kitap verilenleri, ne de diğer kâfirleri dost ve üzerinize yönetici edinmeyin. Mümin iseniz, Allah(C.C.)'ın bu buyruklarına karşı gelmekten sakının!” Rabb’im Allah(C.C.)’a karşı gelmekten yine Rabb’im Allah(C.C.) sığınırım… Biliyorum ki Allah(C.C.) çok nasipkârdır. Eğer O(C.C.) isteseydi o Rus’a da İman nasip ederdi. İstemedi çünkü yarattığı âlemde farklılıklar görmek istedi, rengârenk bir âlem yaratıp o âlemdeki her farklı şeyin kendisini anmasını sağladı. O Rus da kendi inancı gereği elbet Rabb’ini anıyor ve ibadetini yapıyordur. Lakin onun tek yanlışı ise onun dininden sonra onun dinini tasdik edici olarak gönderilen Kur’an-ı Kerim ve H.Z. Muhammed(S.A.V.)&rsq... Devamı

Engin DİNÇ - Yorgunluk

2012-10-01 19:52:00

  Bir ağırlık var üstümde, Bir yorgunluk! Yılların yorgunluğu olacak değil ya bu yaşta diyorum, Anların yorgunluğu diye susturuyor yüreğim. Hangi anlar? diyorum. Kırıldığım anlar! diyor. Susuyorum...   01/10/2012 Devamı

Engin DİNÇ - Mafya-Devlet-Siyaset Bermuda'sı

2012-09-05 02:07:00

  Hiç ilgi alanıma girmeyen bir konu hakkında yazıp yazmamak konusunda çok tereddütte kaldıktan sonra yazmaya kadar verdim. Bir üçgenden bahsedeyim; Mafya, Devlet, Siyaset üçgeni tabir-i caizse Bermuda… Birkaç yıl önce “Türkiye çeteden ve mafyadan temizlenecek. Bu operasyonlar sonucunda çete, mafya kalmayacak.” Denerek başlatılan operasyonlar var. Aslına bakıldığında amacın mafya yapılanmalarını çökerterek bir tehdit devleti olmaktan, kanunsuzluktan çıkıp tam bir demokrasi ve hukuk devleti olmaya bir adım gibi görünse de öyle olmuyor gibi… Ülkemizde yıllardır tanınmış birçok isim var mafya örgütlenmelerinin başında; Sedat Peker, Alaattin Çakıcı, Kürşat Yılmaz ve niceleri… Karadeniz ve Kürt mafyası olarak iki gruptan oluşan bir mafya yapılanması var ülkemizde. Karadeniz mafyası dediğimiz genel olarak Alaattin Çakıcı(Trabzon), Sedat Peker(Rize) memleketleriyle anılıyor. Hükümet bu kararı alıp mafyayı yok etmeyi düşünürken ilk gözüne batan ismini zikrettiğimiz kişileri içeri almıştır. Özellikle “Avrasya” ve “Kelebek” operasyonları ile Sedat Peker alınıyor. İlk alındığında sandık ki Peker’i ilk gördükleri ağaca asacaklar o kadar suç işlemiş birisi… Suçsuz değil ama asılacak kadar da değil… Sedat Peker kimdir? 1971 Sakarya doğumlu olup aslen Kafkas asıllı Rizeli bir ailenin en küçük çocuğudur. 6 kardeşin en küçük ve en sakini olan Peker için küçükken “Ne kadar sakin bir çocuk.” Denildiğini de kendisi belirtiyor. Lakabı “Köroğlu” olan Peker’e herkes “Reis” diyor. Reis lakabı genelde eski Türk adetlerinden gelen ve... Devamı

Engin DİNÇ - Yandım Yar Yar Diyerek

2012-08-25 04:53:00

  Ağladım gidişine, Düştüm yarin peşine, Döndüm köpek leşine, Yandım yar yar diyerek.   Sevdim bir hayırsızı, Sevdalım kalp hırsızı, Oldum gönül arsızı, Yandım yar yar diyerek.   Gitti gecem gündüzüm, Ezdi sevdan dümdüzüm, Divaneyim, yolsuzum, Yandım yar yar diyerek.   Vakit vardı beşine, Gönül gider eşine, Düştü beden peşine, Yandım yar yar diyerek.   Göz pınarım kurudu, Akan yaşım durudu, Kalp adınla vurudu, Yandım yar yar diyerek.   Sevdalım gülüşüne, Hasretim öpüşüne, İşveli bakışına Yandım yar yar diyerek.   Gönül düştü ateşe, Yarim minik akreşe, Benzer Ay'a Güneş'e, Yandım yar yar diyerek.   Yar tutuver elimden, Adın düşmez dilimden, Gönül dönmez yolundan, Yandım yar yar diyerek.   Yar diyerek sar beni, Yar koynuna al beni, Yar kaybettim ben beni, Yandım yar yar diyerek.   25.08.2012 Engin DİNÇ   7'li hece ölcüsü X,X,X,A düzenli. Akreşe: Dişi tavşan Devamı

Engin DİNÇ - Cevhere Ulaşmanın Yolu

2012-08-20 19:09:00

  Cevher o mukaddes ışık üzerine kara bir bez örtülmüş, bir yığın pislik ve çamurla sarılmış, kalın derilerle kaplanmış bekliyor. Onun ışığını görmemen gayet normal. Onun ışığını görmen için derileri yırtmalı, o çamur ve pisliği kaldırmalı, kara bezi, kara örtüyü kaldırmalı bunları yapabilmek için gayretli olmalısın. İşte o zaman o ışığın aydınlığına ve nuruna kavuşacaksın. O cevher senin içinde gizlidir. O cevher, o ışık Mevla’dır. Mevla’ya ulaşmak için kendi içine yolculuk etmelisin. O pislik deriyi yırtmalı, çamurdan yapılmış kan, irin ve meni dolu bedeni geçmeli, şeytan isinden kararmış kalbi kaldırmalı, o isten kurtulmalısın ki o cevhere, o ışığa yani Mevla’ya kavuşabilesin. O deriyi geçmek için; acizliğini görmen gerek, kendini küçük görmen gerek, bir kediden, bir köpekten, bir domuzdan alçak görmek gerek, bir karıncanın ayağı altında ezilebileceğini bilmen gerek, öyle yaşaman gerek. O çamuru kaldırmak için; nefsini bilmen gerek, zavallı olduğunu bilmen gerek. Dünyaları karşısına diken bir devlet adamı, bir komutan yüz binlerce kişiye sözünü geçirebilir ama şehveti geldi mi, nefsi azdırdı mı on santimlik şeyine söz geçiremez. Bu acizliğin farkında olmak gerek. O örtüyü kaldırmak için; acizliğini tam anlamıyla kabul ederek dua etmelisin, Mevla’ya yüzünü dönmelisin, her acizliğe düştüğünde, her nefsine uyduğunda, tövbe etmelisin. Hatta nefsin sana günah işletmediği zamanlarda bile tövbe etmelisin ki bilmeden farkında olmadan günah işlemişsindir sen bilemez, sen göremezsin çünkü sen acizlerin en acizisin. Çünkü sen zavallıların en zavallısısın. Âlemde en üst mert... Devamı

Engin DİNÇ - Adaletin Simgesi: H.Z. Ömer(R.A.)

2012-08-19 02:31:00

  Kıtlık çekilmekteydi yemek yemek isteyen H.Z. Ömer(R.A.)’ın önüne güzel güzel yemekler getirilince “Bunlar da nedir böyle?” diye sordu. Bunun üzerine yemeği getiren oğlu “Açsın günlerdir düzgün bir şey yemiyorsun, çok zayıf düştün baba…” dediğinde H.Z. Ömer(R.A.) hışımla ayağa fırlar ve “Bunları halk yesin bana biraz ekmek ve yağ getir. Halifeyim diye bana bunu yemek düşmez…” Diye buyurdu. Adalet dediğimiz şey artık günümüzde sıfır hatta sıfırında altında… Hırsızlık, soygunculuk, harama tama etme almış başını gitmiş. Hiç kimse bir başkasının hakkını gözetmiyor. Karnını doyurmak için hiç acımadan başka kişinin lokmasını elinden alabiliyor. Bunun en büyük örneğini de yıllardır açlık ve sefaletle savaşan Afrika ülkelerini gösterebiliriz. O ülkelerin bir kısmı açlık ve sefalet ile sürünürken bir kısmı özellikle de yönetici kısmı lüks içinde bir yaşam sürüyorlar. H.Z. Ömer(R.A.) Medine'de deve pazarında gezerken çok iri ve besili develer gördü. Oradakilere sordu: "Bu develer kimin?"  Cevap verdiler. "Ya! Ömer o develer senin oğlunundur."  Bunun üzerine oğlunu yanına çağırdı ve dedi ki: "Bu develer neden böyle besili neden böyle kilolu?" Oğlu: "Baba onlar otladı ve beslendiler bu yüzden kilolular..." H.Z. Ömer(R.A.): "Bunları besleyen çobanlar bu develer H.Z. Ömer'in oğlunun deyip çok besletti değil mi?” Oğlu: "Benim bir suçum yok baba..." H.Z. Ömer(R.A.): “O develer satılacak ve sadece hakkın olanı alacaksın artan kısmı müminler arasında pay edeceksin çünkü bu develer onların... Devamı

Engin DİNÇ - Erkekler de Ağlar

2012-08-18 23:31:00

  Hep kültürümüze yerleştirilmeye çalışılmış bir savaştır o söz: “Erkekler ağlamaz…” Oysa ağlamak doğum anından itibaren başlar ve hep güzel şeyler için ağlanır. Erkekler ağlamaz: Her gece secde başında ağlayarak Rab’inden af-ı mağfiret dileyen peygamberimiz H.Z. Muhammed(S.A.V.) de erkek değil miydi? Resulullah(S.A.V.) bir gece zevcesi Ümmü Seleme’nin evinde idi. Gece yarısı uykudan kalkıp evin karanlık bir köşesinde dua ve ağlamakla (Allah(C.C.)’a yalvarıp yakarmakla) meşgul oldu. Ümmü Seleme, Resulullah(S.A.V.)’ı yatağında görmeyince kalkıp onu aramaya koyuldu. Bir de baktı ki Resulullah(S.A.V.) evin karanlık bir köşesinde durup ellerini göğe kaldırmış, ağlayarak Allah(C.C.)’a şöyle yalvarıp yakarıyor: “Allah(C.C.)’ım! Bağışladığın nimetleri benden esirgeme. Beni, düşmanların bana gülme vesilesi kılma, kıskançları bana musallat etme.  Allah(C.C.)’ım! Beni kurtardığın kötülük ve çirkinliklere geri çevirme.  Allah(C.C.)’ım! Beni hiçbir zaman ve hiçbir an kendi başıma bırakma; kendin beni her şeyden ve her afetten (beladan) koru.” Ümmü Seleme, Resululla(S.A.V.)’in bu durumunu görünce ağlayarak kendi yerine döndü. Resulullah(S.A.V.) Ümmü Seleme’nin ağlama sesini duyunca, ona doğru gidip ağlamasının sebebini sordu. Ümmü Seleme şöyle dedi: “Ya Resulullah! Senin ağlaman beni ağlattı. Sen neden ağlıyorsun? Siz Allah(C.C.) katında olan onca büyük makam ve yakınlığınıza rağmen Allah(C.C.)’tan böyle korkuyorsunuz, Allah(C.C.)’tan bir an bile sizi kendi başınıza bırakmamasını istiyorsunuz, o halde vay bizim halimize!” Resulullah(S.A.V.) onun sözüne karşılık şöyle buyurdular: ... Devamı

Engin DİNÇ - Sözde Müslüman'ız

2012-08-14 03:54:00

  Evet! Ben Müslüman olduğumda 20 yaşındaydım! Ağır konuşacağım bu sefer, alınırım, darılırım dersen hiç yaklaşma şimdiden… Konumuz İman’ın sözdeliği… Evet, yanlış yazmadım sözde Müslümanlar konumuz yani birazda özeleştiri yaparak gideceğim konunun devamında. Biz; sözde Müslümanlar… "Ben yaydan fırlayan okum... Kalbe girerken taşları kırar, duvarları yıkar, canları yakarım..." (E. DİNÇ) Kendi sözümle başlıyorum ki bilesiniz ne kadar ağır konulara daldığımı… Müslüman olmak için ilk gereken nedir? Kelime-i Şahadet getirmek. Heh! ben Kelime-i Şahadet getirdim şimdi Müslüman oldum mu? Evet oldun… Ama lafta oldun… Müslüman yani İslam olmanın şartı kaçtı hatırlayalım. Beş değil mi; Kelime-i Şahadet getirmek, namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek. Biz ne yaptık daha birincisini yaptık yani Kelime-i Şahadet getirdik. Biz burada bırakırsak ancak 5’in 1’ini alırız… Bu konu hakkında Kur’an-ı Kerim’in Hucurât Suresi 14. Ayetinde şöyle denmektedir:“Bedeviler "iman ettik" dediler. De ki: "Siz iman etmediniz, lâkin "İslâm olduk, size inkıyat ettik" deyiniz. Zira iman henüz kalplerinize girmiş değildir. Eğer Allah(C.C.)'a ve resulüne itaat ederseniz, sizin emeklerinizden hiçbir şeyin mükâfatını eksiltmez. Yaptığınızı zayi etmez. Gerçekten Allah(C.C.) gafûr ve rahîmdir (mağfireti, merhamet ve ihsanı boldur).” İşte Kelam-ı Kadimde de söylediği gibi sadece Kelime-i Şahadet getirerek Müslüman olunmuyor. Onun için namaz da gerekiyor, oruç tutmak gerekiyor, bunlar kadar zekât da gerekiyor, imkânı oldukça hacca gitmek gerekiyor. Oysa biz kolay olayını yapıp işin... Devamı

Engin DİNÇ - Mevlâ Aşkına Varmanın Yolu

2012-08-14 03:54:00

  Ey yolcu! Allah(C.C.) yolunda gitmeyi istiyor ve onun dostluğuna talip oluyorsun, büyük âlimlerden olma amacındasın… O zaman ona ulaşma yolunun on aslını unutmaman gerekir. Bu asıllar şunlardır: Birinci asıl Tövbe’dir: O iradeyle Allah(C.C.)’a dönmek. Yüzünü kıbleye çevirip pişman olduğunu Allah(C.C.)’a söylemek ve af dilemektir.  Allah(C.C.) şirk yani Allah(C.C.)’a ortak koşmak hariç her günahı affedeceğini söylemiştir. Kelam-ı Kadim olan Kur’an-ı Kerim de şöyle buyurmuştur: “Büyük pişmanlık duyan Âdem, Rabbinden birtakım kelimeler öğrenip onlara göre hareket etti. Rabbine yalvardı. Allah da tövbesini kabul etti. Zaten O tövbeyi kabul eder, merhameti boldur.” (Bakara Suresi 37. Ayet) Düşünün ki her insan biraz günahkârdır. Ama Rab’imiz tüm günahları bağışlayacağını ve tövbe edenin bir bebek kadar temiz olacağını belirtmiştir. Bu konu hakkında H.Z. Muhammed(S.A.V.) bir Hadis-i Şerif de şöyle buyurmuştur: “Günahından tevbe eden, sanki günah işlememiş gibi olur.” (İbn Mâce, Zühd) 40 Hadis-i Şerif (19.Hadis) Düşünün ki hangi günahı işlemiş olsanız dahi, Allah(C.C.)’a ortak koşmak hariç hepsi affedilir; zina, cinayet, haram… Büyük ve küçük günahları tövbe etmek bir daha yapmamak koşuluyla affedeceğini söylüyor Rab’imiz… “…Çünkü Allah gafurdur, rahîmdir.” (Nur Suresi 5. Ayet) İkinci asıl Zuid’dir: O, dünyanın süsü, zevki, malı, makamı, yüksekliğinin azından da çoğundan da uzak olmaktır. Hem dünya sevdasından hem Cennet isteğinden vazgeçmektir. Bu konuda H.Z. Peygamber şöyle buyurmu... Devamı

Engin DİNÇ - Vicdanlı Olduğunu Sananlar

2012-08-14 03:53:00

  Herkes masumdur, herkes iyi kalplidir, herkes yardımseverdir, herkes iyiyi düşünür… Madem bizler bu kadar iyiyiz neden dünyayı kötülük kaplamış, neden hep kafamızı kaldırdığımızda gökyüzü kapkaranlık… Şişko, göbekli fabrika patronlarının o bacalardan çıkarttıkları hırsların karanlığı kaplamış gökyüzünü… Dünyaya o kadar dalmışız ki bir çiçeğe bile baktığımızda “Yaratan ne güzel yaratmış.” Deyip geçmek yerine, kopartıp sevgilimize veriyor ve onun nefsanî şehvetine katkıda bulunuyoruz. Herkes kendi nefsini alıp yargılamalıdır. Gerçekten iyi miyim acaba? Düşünelim; hiç mi bir çocuk kapının önünde ses yapıyor diye bağırıp kalbini kırmadık, hiç mi anne-babamıza ses yükseltmedik, hiç mi sevgiliyi yanlış anlayıp kızmadık? Hiç miler o kadar uzuyor ki kendim bile korkuyorum… Düşünün ki; âlemdeki her şey Allah(C.C.)’ı zikretmektedir. Bir ağaç, bir çiçek, bir hayvan… Sevgilinize vermek için kopartıp öldürdüğünüz bir çiçeğin katili olduğunuz kadar, zikrini de böldüğünüzü düşündünüz mü? Sokak da sizden yemek istediği için yaklaşan kedi veya köpeğe tekme atıp kovduğunuzda aç kalanların halini hiç düşündünüz mü ya da aç kaldığınızda kendinizi? Afrika gibi açlık ve sefalet ile yaşam savaşı veren insanların olduğunu bile bile hiç ihtiyacın olmayan bir elbiseye verdiğin parayı düşündün mü ya da “fazla geldi yiyemiyorum.” Diyerek çöpe attığın yemeği? Kelam-ı Kadim olan Kur’an-ı Kerim’in İsra Suresi 26-27. Ayetlerinde şöyle buyuruyor Rab’imiz:&nb... Devamı

Engin DİNÇ - Dua ve Tövbe

2012-08-14 03:53:00

  İnsan ve kul olmanın en güzel özelliğidir inanmak. İnsan inanmaya ihtiyaç duyar. Herkes kendince inançlar sahibidir. Kimi; Müslüman, Hıristiyan veya Musevi’dir. Tanrı’nın varlık ve birliğine inanırken kimi de; Budist, Maniheist, Totemist… İnanmak; aslında insanın nefsanî duygularını zincire vurmasını sağlayan en güzel özelliktir. Mukaddes ve son din olan İslam’da da inanç ve ibadet büyük önem taşımaktadır. İbadetin en büyüğü de kulluğunun farkında olup Allah(C.C.)’tan istemektir, yani dua etmektir. Dua etmek, Allah(C.C.)’tan ihtiyaç duyulanları istemek ve sonunda o isteklere karşılık bulmaktır. Duaya karşılık öncelikle sabrın bir eseridir. Kalben edilen her duaya karşılık verilir. Muhakkak ki Allah(C.C.) Muğnî (Zenginleştiren)’dir. Allah(C.C.) bizleri Ona karşı dua ve ibadet etmemiz için var etmiştir. Kelam-ı Kadim olan Kur’an-ı Kerim’in A’raf Suresi 55. Ayette “Rabbinize için için yalvararak, başka nazarlardan uzak, gizlice dua edin. Gerçekten O(C.C.), haddi aşanları hiç sevmez.” Demiştir. Allah(C.C.) yine Kur’an-ı Kerim’in A’raf Suresi 180.Ayetinde “En güzel isimler Allah(C.C.)'ındır, o halde bu isimlerle O(C.C.)'na dua edin. O(C.C.)'nun isimleri konusunda haktan sapanları terk edin. Onlar işlediklerinin cezasını çekeceklerdir.” Diyerek kendisine duada bulunmayanların, sapkınlık yapıp başka şeylerden medet umanların cezasını çekeceğini bildirmiştir. Dua hususunda H.Z. Muhammed(S.A.V.) bir Hadis-i Şerif de şöyle buyurmuştur.“İnsanların en âcizi dua etmeyen, en cimrisi de selam vermeyendir.” (Taberani) Dua etmek, elleri açarak Rab’e yalvarıcı olmak bir nevi onu övmektir. O(C.C.)’nun kudret sahibi ... Devamı

Engin DİNÇ - Mev'iza-i Diniye

2012-08-14 03:52:00

  Ey yolcu!   Her namazı son namazın gibi kıl. Başını secdeye koyduğunda kaldırma ümidinde olma.   Her yemeğini son yemeğin gibi ye. Bir sonraki lokmayı yutma ümidinde olma.   Her adımını son adımın gibi at. Bir sonraki adımını atma ümidinde olma.   Her buluşmanın ardındaki vedayı son vedan gibi yap. Bir daha buluşma ümidinde olma.   Her konuşmanı son konuşman gibi yap. Bir sonraki kelimeyi kurma ümidinde olma.     Ey yolcu!   Yaşadığın anın farkında ol. Geçmiş, gelecek kaygısında olma.   Her yer de Allah(C.C.) ile beraber ol. Allah(C.C.)'ı zikretmeyi bırakıp gafil olma.   Adımlarını sabit tut, bastığın yerin farkında ol. Başkalarının gittiği yollara bakıp oyalanan olma.   Her an Allah(C.C.) huzurunda olduğunun farkında ol. Onun senin gördüğünü unutup da küfre giden olma.   Kötülükten, iyiliğe yolculuk halinde ol, Kötülük ve kibir ile ölüp azap görenlerden olma.   Halk içinde Hak ile ol, Hak'ın varlığını unutanlardan olma.   Her an O(C.C.)'nu hatırlayanlardan ol, O(C.C.)'nun nurundan eksik kalanlardan olma.   Niyeti Allah(C.C.) rızası olanlardan ol. Dünya nimetlerine kapılıp helak olandan olma.   Kalbin ve bedeninle faniyetten uzak ol. Beşeriyete kapılıp Allah(C.C.) cemalinden mahrum olandan olma.   06.08.2012 Engin DİNÇ... Devamı